TÜRKİYE’DE OLUŞTURULAN UÇURUMLAR VE KOPUŞLAR - 2
Kâzım Sağlam · 05.08.2016 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Devlet-Millet Kaynaşmasından Kopuş
Cumhuriyet kurulunca, halk ile devlet ricali farklı farklı kulvarlara yöneldi. Halk süregelen düşünüş ve işleyişi bir türlü bırakmak istemedi. Devlet ricali ise; yeni bir medeniyete doğmuş gibi, yeni bir dünya keşfetmiş gibi, sıfırdan bir devlet kuruyormuş gibi bir yapılanmaya yöneldi. İdareci kadro yeni yapılanmayı kurarken eskiden /Osmanlıdan kaçmayı kurtuluş sandı, çünkü emperyalistler, yeni devlet şeklini öyle sunumla sundular ki, eğer Osmanlıdan kurtulursanız bütün problemleriniz biter.
Buna inanan, kani olan -belki de mecbur kalan- devlet ricali, ilk hamle olarak Osmanlı Devletinden kalan zihni, akıl yürütme biçimini dönüştürmeye başladı. Yenidünyada eski zihin, ayak bağı olur diye, eskinin izlerini silmeye başladılar. Bunun ilk adımı; Osmanlı kültür ve bilgi biçimini yok saymak, daha doğrusu o birikimi zararlı bulup yok etmek için çokça gayretler gösterildi/ gösterdiler. Bu anlayışı yerleştirmek için “Harf İnkılabı”nı gerçekleştirdiler, eğitimi kökten değiştirdiler. Sanattan edebiyata, musikiden giyim-kuşama, teknolojiden din anlayışına her şey yeni baştan kurgulandı/kurguladılar. Artık batı medeniyet dairesine girmişiz, onun gereklerini yerine getirmek icabeder. Bu yeni yönelim ve program, değişik safhalardan geçerek bugüne geldi.
Halk ise durduğu yerde durmaya azami gayret gösterdi, devletin tüm baskılarına ve yönlendirmelerine rağmen kendine ait bir yol izlemeye başladı. Resmi devlet görüşü, düşünüşü ve yaşayışı dışında kendine alanlar açmaya çalıştı, önce sert tepki koydu, sonra yavaş yavaş sistem içinde kendine alanlar açmaya ve aradaki boşluklardan yararlanma yoluna gitti.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi, bu iki ana duruşun, farklılığın tarihidir demek çok abartı sayılmamalıdır. Resmi olmayan anlayış sahipleri de devletin durum alışına göre bir karşı koyuş yürüttüler, bu karşı duruşun literatürdeki adı “İslâmi Mücadele”dir.
“İslâmi Mücadele” yürütenler de kendi aralarında farklılaşıyor, farklı anlayışta olanlar bazen birlikte hareket ediyor, bazen farklı hareketler yürütüyor, zaman zaman da birbirleriyle uğraşıyor, yekdiğerini itham ediyor kimi yerlerde çatışıyorlar. Bu dağınıklık halen devam ediyor, buna rağmen memleket meselesi gündeme gelince, ortak hareket etmesini de biliyorlar. Son Darbe teşebbüsünde olduğu gibi.
***
Devlet- millet çatışmasını önlemek için ileri sürülen devlet-millet kaynaşmasını yüksek sesle dillendiren Milli Görüş düşüncesinde olanlar olmuştur.
Fethullah Gülen ile Erbakan -genel manada Milli Görüşçüler- arası hiçbir zaman iyi olmadı. FETÖ, devlet-millet kaynaşmasına katkı sağlamayı asla düşünmedi. O, daima tek başına devleti ele geçirip milleti de istediği istikamete çekmek için çalıştı.
AKP ile başlayan “tarihi kırılmayı tamir etme girişimi”ne de inanmadı. Ne AKP’nin Kürt Açılımını destekledi ne de İslâm ile devletin barışması için AKP tarafında yürütülen devlet-millet kaynaşmasına katkı sundu. Tersine her iki teşebbüsü kendisinin önünü kesiyor diye ödü koparcasına tedirginlikle karşıladı.



