KALPTEN KÜRRE-İ ARZA DAİRELER VE VECİBELERİMİZ
Kâzım Sağlam · 27.11.2015 · 9 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026[Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki “Kürre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alakadar bu dehşetli Harb-i Umumi elli gündür (devam ediyor), hiç sormuyorsun? Hâlbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeğe koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler. Cevaben dedim ki:
“Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedahil daireler gibi her bir insanın kalp ve mide dairesinden ve cesed ve hâne dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve kürre-i arz ve nev’i beşer dairesinden tut da zîhayat ve dünya dairesine kadar birbiri içinde daireler var. Her bir dairede, her bir insanın bir nev’i vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede, en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dairede, en küçük ve muvakkat ara sıra vazife bulunabilir. Bu kıyas ile -küçüklük ve büyüklük makusen mütenasib- vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dairenin cazibedârlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bırakıp lüzumsuz, mâlâyâni ve âfâkî işlerle meşgûl eder. Sermaye-yi hayatını boş yerde imhâ eder. O kıymetdâr ömrünü kıymetsiz şeylerle öldürür. Ve bazan bu harb boğuşmalarını merak ile takip eden, bir tarafa kalben tarafdâr olur. Onun zulümlerini hoş görür. Zulmüne şerîk olur.”] (Said-i Nursî, Âsâ-yı Mûsa, 19)
Müellif, bununla alakalı, kendi bakış açısıyla izahatlar yapar, deliller ileri sürer. Bu metinde, adı geçen iç içe daireler ve her bir dairede yapılması gereken vazifeler üzerinde birazcık durulması gerektiğine inanmaktayım.
Kalp ve mide dairesi, Ceset ve hane dairesi, Mahalle ve şehir dairesi, Vatan ve memleket dairesi, Kürre-i arz ve nev’i beşer dairesi, Zihayat ve dünya dairesi. Said Nursî, çok basit ve sarih bir şekilde meseleyi ortaya koyuyor. Görünür ve hayatiyeti devam ettirecek fizikî şartlar, buna mide (maddî) diyor; ruhî, kültürel, moral değerler, insanı insan kılan ahlâk, davranış, istikamet üzere yürümesini sağlayan ortam ve atmosfer ne varsa onların tümüne de kalp diyor, öyle nitelendiriyor.
Bu iki husus bütün daireler için geçerlidir. İnsanın kendisi için de aile fertleri için de toplum için de uluslararası ilişkilerde için de geçerli ve elzemdir. Fizik ve ruhî unsurlar birlikte olmadan hakiki manada ayakta kalmak mümkün değildir.
İnsan olarak, Müslüman olarak, her bir dairede her bir insanın vazifesi vardır; onları hakkıyla ifa etmek, üzerine düşeni o dairenin icabı gereği yerine getirmek mükellefiyetindeyiz. Ayrıca her bir dairenin diğer dairelerle olan ilişkisi ve bu dairelerin geçişkenliği, birbirlerini beslemeleri, biri diğerinden güç alacak hale getirilmesi vazifelerimiz de arasındadır.
İki ana görüş var: Biri, yukarıdan aşağıya doğru görev ve mesuliyet, aynı zamanda düzeltme ve ıslah etme… Diğeri, aşağıdan yukarıya doğru görev ve sorumluluk, buna bağlı ıslah ve tekâmül ettirme…
Acaba hangi yol daha kalıcı ve gerçeğe uygundur? Yani vazife sıralamasında fertten başlayarak kürre-i arza bir yol yöntem mi izlenmeli, yoksa dünya durum alışından başlayarak memleket, vatan, mahalle, hane ve ferde mi inilmeli?



