İSLAMİ HAREKET VE BAZI MESELELER
Medeniyet Yöneticisi · 16.12.2013 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
İslam’ın, hayata hükmetmek yani öngördüğü yapı ve mahiyette bir toplum ortaya çıkartmak, Allah tarafından gönderilmiş olduğu bilinen gerçeklerdendir. Bu yüzden İslam’ın egemen olmadığı toplumlarda, İslam’ın egemenliğini gerçekleştirmek, İslam’ın Müslümanlara yüklediği bir sorumluluktur.
Bu sorumluluk, Müslümanların çevrelerini kuşatan ve İslami olmayan her durumu, İslam’ın öngördüğü yöntem ve üsluplarla İslam’ın amaçları doğrultusunda değiştirmeyi ve dönüştürmeyi gerektirmektedir.
İslami Hareket; İslam’ın gösterdiği hedefleri ve İslam’ın meşru kabul ettiği araçları kullanarak İslam’ın öngördüğü düzenlilik içinde hedefe ulaşmak amacıyla harcanan bireysel ve kitlesel çabalardır.
İslam’ın gösterdiği hedef, dar anlamda Müslüman’ın yaşadığı coğrafi alanda, geniş anlamda ise tüm dünyada Allah’ın şeriatının egemen olmasını sağlamaktır. Böylelikle “din”in yani insanların boyun eğdiği egemenlik kaynağının ve bu kaynaktan alınan hükümlerin sadece Allah’ın olmasının sağlanması ve yeryüzünden “fitne”nin kaldırılması amaçlanır. Bütün peygamberler ve son Peygamber Hz. Muhammed de bunun için gönderilmiştir.
1.Bilgilenme Her bir hareketin yapısına uygun olan ya da o hareketi ortaya çıkaran birtakım bilgi kaynakları vardır. İslami Hareketin bilgi, eğitim ve dinamik kaynağı, Kur’an-ı Kerim ve sünnettir. Bilgilenmesi, eğitilmesi ve kimliğini bulması Kur’an ve sünnet ile gerçeklemiş nitelikli mü’minler, İslami Hareketin muteber sermayesidir.
İslami Hareket de diğer hareketler gibi fertlerle ayakta durur. İslami hareketin sağlıklı bir varlık olarak ortaya çıkması ve aynı şekilde varlığını sürdürebilmesi, işte bu potansiyelin hem keyfiyet/nitelik hem de kemiyet/sayı itibariyle yeterli olması şartına bağlıdır.
Keyfiyete/niteliğe öncelik tanımamızın gerekçesi, “Nice az sayıda birlik Allah’ın izniyle çok sayıda birliği yenmiştir.(Bakara;249)” ayetinde niteliğin önemine yapılan vurgudur. Bu gerçek hem tarihte hem de günümüzde o kadar büyük boyutlarıyla ortaya çıkmaktadır ki buna “ilahi bir sünnet (Allah’ın değişmez yasası)” nazarıyla dahi bakabiliriz.
İşte böyle bir sünnetin gerçekleşmesi, İslami Hareketin “bilgilenme sorunu”nu, Kur’an ve sünnetten hareketle ve onların gösterdiği istikamette çözmüş olmasına bağlıdır.
Kur’an’la birlikte çağdaş herhangi bir dine muhtaç değiliz. Bizim, demokrasiye, kapitalizme, laikliğe vs. ihtiyacımız yok. Bunları İslamileştirmek gafletine düşmenin de aynı şekilde Kur’ani hidayetten uzaklaşmak anlamına geldiğine inanıyoruz. Buna karşılık deneysel ilimlerin gerçekleştridği keşiflerin Kur’an tarafından haber verilmiş olduğunu belirterek Kur’an’ı –yarın nasıl bir kimliğe büründürüleceği belli olmayan- bir fizik ya da kimya kitabı seviyesine indirmeyiz.
Kur’an ve sünnetin doğru bir şekilde anlaşılması için en önemli şart da “kalpte eğrilik(zeyğ) bulunmamasıdır. (Al-i İmran 3/7) yani Kitaba ve Rasul’e, kendini tam anlamıyla teslim edebilmektir. En doğru yolun ve en üstün, en kâmil rehberlik ve hidayetin onlarınki olduğu kabul edilerek, “Allah ve Rasulü’nün hüküm koyduğu alanlarda kendi seçimiyle iş yapmamak” (Ahzab 33/36) ve “Her türlü anlaşmazlıkta onların hükmüne tam anlamıyla teslim olmak” gerekir. 2.Ahlâk İslami bilgilenme öncelikle bilenlere ahlaki sorumluluk yükler. Bu bakımdan yüce ahlâkın, zühd, takva, sabır, hakkı tebliğ ve Allah’ın dinini yaşayıp yüceltmek yolunda kınayanın kınamasından çekinmemenin, birinci derecede sorumluları hareketin âlim kadrosudur.






