İSLAMCILIK - 6
Kâzım Sağlam · 22.09.2017 · 8 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Devlet Anlayışı
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 59) Her yaratılanın bir vazifesi vardır, bu da Allah’ı bilip tanımak ve Allah’ın kendisi için biçtiği/ uygun gördüğü vazifeyi ifa etmektir. İnsan eliyle yapılan her iş neticede bir vazifedir, iyi veya kötü sonuçları bünyesinde taşır. Devlet de Allah tarafından yaratılan insanların bir organizasyonu, bir oluşumudur, bunun da bir fonksiyonu, bir işlevi, dolayısıyla bir vazifesi vardır.
Devlet; “toplumun belirli bir düzen içerisinde, kargaşa olmadan varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan bir müessesedir.”
Devletin vazifesi; dış ve iç tehditlere/ tehlikelere karşı kendisini (devleti, kurum ve kuruluşlarını) ve kendine bağlı kişilerin güvenliğini korumaktır. Böyle bakılınca devlet de bir şahsiyete sahiptir.
Devlet teşkilatı, tarihi süreç içerisinde basitten karmaşığa, dar alandan geniş alana doğru bir gelişme göstermiştir. Bu süreç içerisinde toplumun sosyal düzen ihtiyacını karşılayan kolektif düşünceler, merkezileşme ve ferdileşme çekirdeği etrafında yoğunlaşmıştır.
Devletin çeşitli tarifleri olsa da bu tanımlarda ortak olan bazı unsurlar mevcuttur. Bunları dört noktada toplamak mümkündür: “millet, ülke, egemenlik ve siyasi teşkilatlanma (rejim).”
Kavramların nesnel tarifleri bazen her yerde ve her medeniyet anlayışında aynı olabilir ve fakat içinin doldurulması farklıdır. Devlet mefhumu da bunlardandır. Modern dünyanın devlete, millete, topluma, aileye hatta fert fert her bir insana yüklediği anlam, mana ile İslam’ın yüklediği mana/anlam aynı değildir.
Unsurlar; ülke, millet, egemenlik ve siyasi teşkilatlanma (rejim).
Ülke; toprak parçasıdır lakin bu toprak parçası, diğer dünya coğrafyasından ve İslam ülkelerinin coğrafyasından kopuk olamaz ve onu muhafaza etmek için vazgeçilmez temel İslamî değerler hesaba katılır. Ülkeyi korumak için ahlaki ilkelere riayet edilir ve başka topraklara göz dikilmez. Fütuhat ise coğrafyayı işgal değil, insaniliği ve İslam’ı yaymak içindir, başka toprak parçalarındaki zulmü ve haksızlığı önlemek içindir.
Modern dünyada, ulus-devlet anlayışında, ilkeden çok ülkenin milli menfaati ön plandadır. Bir devletin âli menfaatleri insanlık aleyhinde de olsa ona riayet edilir. Bugün bunun acı örneklerini görüyoruz. Milli menfaatler için ülkeler yok ediliyor, kavimler tarihten siliniyor. Tabii bunu yaparken ellerindeki güçlerle her şeyi başka türlü gösterme becerisini de gösteriyorlar. ABD, AB, Rusya, Çin vb. ülkeler kendi gelecekleri için dünyayı cehenneme çeviriyorlar.
Millet; millet mefhumu, kavim ve ırk esasına dayanmaz İslam’da. Bugün kullanılan kavim ve ırk anlamında millet ise İslam’da tüm kavimlerden bir kavim olarak kabul edilir ve ümmet birliği ve insanlık içinde değerlendirilir. Kavmini ve coğrafyasını korumak, ilerlemesini sağlamak, menfaatini düşünmek olumlu karşılanır, ancak bunu yaparken diğer kavimlerin hakkına da riayet eder, onları kardeş bilir. Kendi iç gelişimi için çaba harcar, hayat standardını yükseltmek ister, ümmet içinde kendi yerini kuvvetlendirmek ister, bunları yapmakta bir beis yoktur, ama yaparken başka kavimlere, milletlere de saygılı davranır onların hakkına riayet eder, onların sırtına binerek, onların menfaatlerini görmezden gelerek bunu yapmaz. Bir nevi iç yarış kabul eder. Diğer güçlere karşı İslam ümmetini de korumayı kendi milleti korumakla eş sayar. Hatta bir adım daha ileri gider, başka kavimleri sömüren sömürücülere karşı durur, onların sömürücülüğünü önler. Bu hususta mazlumun itikadını da sormaz. Yukarıdan aşağıya insanlık alemi, ümmet bilinci ve Müslüman halkın muhafazası ve gelişimini bir bütün olarak görür.



