İSLÂM FİLOZOFLARINDA DEMOKRASİ ELEŞTİRİLERİ
M. Salih İzgöer · 03.05.2023 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Giriş
İnsanlık tarihinin son iki yüzyılında önem kazanıp giderek yaygın devlet yönetim modeli hâline gelmiş olan demokrasi, aslında Antik Yunan uygulamalarını düşündüğümüzde iki bin beş yüz yıllık bir geçmişe sahiptir. Bununla beraber ilk kez Atina'da M.Ö. 5-4. yüzyıllarda ortaya çıkmış olan demokratik yönetim modeli iki yüz yıl evveline kadar filozofların tamamı tarafından değilse bile önde gelenlerin çoğuna göre olumsuz biçimde değerlendirilegelmiştir.
Atinalı devlet adamı ve şair Solon (M.Ö. 640-560?) tarafından yapılan reformlar sonucunda Atina'da değişen ekonomik dengeler doğuştan soylu aristokratların yanında ticarî yollarla varlık sahibi olmaya başlayan zenginler sınıfını ortaya çıkarmış ve bu sınıf da siyaset alanında etkinliğini hissettirmiştir. Giderek bir halk egemenliği biçimine bürünen Atina yönetimi, tüm sınıfları içeren bir meclis tarafından gerçekleştirilmekle birlikte bu sınıflara köleler katılmamıştır.
Kendi döneminde söz konusu yönetim modeli dönemin filozoflarınca farklı biçimlerde değerlendirilmiştir. Özellikle İslâm dünyasında etkisi görülen iki önemli Yunan filozofu, Platon (M.Ö. 427-347) ve Aristoteles'in (M.Ö. 384-322) değerlendirmelerininse olumlu olmadığı görülür. Antik Yunan'ın düşünsel mirasını devralmış olan Müslüman filozoflar bu yolla demokratik yönetim modelinden de haberdar olmuşlardır. Müslüman filozofların eserlerinden bu yönetim biçimini bir yönetim modeli olarak yeterlilikleri ve yetersizlikleri üzerinde durarak ele aldıkları anlaşılmaktadır. Bu yazıda belli Müslüman düşünürlerin demokrasiyi ele alış biçimlerine ana çizgileri ile işaret edilmeye çalışılacaktır.
Ebû Nasr el Fârâbî (ö. 339/950)
Meşşâî felsefenin büyük oranda kurucusu kabul edilen Fârâbî, el Medînetü'l Fâzıla isimli eserinde demokrasiye yer verir. Buna göre Fârâbî insan topluluklarını veya şehirleri erdemli olmaları ve olmamaları bakımından tasnif eder. Ona göre erdemli şehirler, halkının erdemleri yaşama konusunda birbirlerine yardımcı olan şehirlerdir. Bu şehrin insanları faziletleri bilirler ve uygularlar. Mezhepleri farklı olabilse de amaçları birdir.
Erdemli şehrin yanında fasık ve cahil şehirlerden de söz eden Fârâbî'ye göre fasık şehirler erdemlerin ne olduğunu bilmekle beraber bunları uygulamayan insanlardan oluşan şehirlerdir. Cahil şehirlerse erdemleri bilmeyen ve uygulamayan şehirlerdir. Cahil şehirlerin pek çok çeşidinden söz eden Fârâbî için demokratik yönetimler bu türlerden birisidir. Ancak bu türler içerisinde erdemli şehirlere en yakın şehirler olma özelliği gösterirler. Çünkü cahilî şehirlerin tiranlık, despotluk gibi diğer türleri yanında demokratik şehirler hürriyeti önemserler ve bu hürriyet ortamında erdemleri belli ölçülerde yaşamayı tercih eden kimseler bulunabilir. Ancak Fârâbî'nin çerçevesinde söz konusu bu kimseler erdemleri yaşama konusunda şehrin diğer fertleri ile yardımlaşma imkânından yoksundurlar. Bu bakımdan erdemler bu şehirlerde fertler bazında kalıp yayılma imkânı bulamaz.
İbn Rüşd (ö. 595/1198)
Meşşâî felsefenin son büyük temsilcisi kabul edilen İbn Rüşd'ün demokrasi ile ilgili değerlendirmelerine Platon'un Devlet adlı eserine düştüğü şerhlerde karşılaşılmaktadır. İbn Rüşd demokratik şehrin insanlarının her türlü yükümlülükten kurtulmuş, canı neyi isterse o tarafa yönelen insanlar olduğunu belirtir. Bu bakımdan bu şehirlerde muazzam bir çeşitlilik bulunmaktadır.



