HAÇLI VAHŞETİNE KARŞI İSLAM KARDEŞLİĞİ (BİRLİĞİ) – II
Kâzım Sağlam · 01.04.2019 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026İslam ve Müslüman düşmanı, beyaz ırk üstünlüğünü savunan Yeni Zelandalı cani saldırgan Brenton Tarrant, tam bir haçlı zihniyetini sergilemektedir. Söyledikleri arasında Endülüs de vardır. Batılılar 750 sene (takriben 711-1609) hüküm süren Endülüs Emevi Devletini ortadan kaldırdılar, orada artık Müslümanların izine de rastlamak mümkün değil. İstanbul ve Türkiye ile söyledikleri de sıradan söylemler değildir, İspanya’da yaptıklarını İstanbul’da da yapacaklarını söylüyor(lar). Bunu geleceğe yönelik bir zemin hazırlama arzusu, isteği olarak anlamak ve görmek lazım gelir.
Batılılara göre; Avrupa kıtası tamamıyla Avrupalıların/batılıların olmalıdır. İstanbul'un Avrupa yakası saldırgana göre işgal altındadır ve behemehâl kurtarılmalıdır. Bu düşünce, bu zihniyet sadece saldırganın fikri değildir, bütün batılıların rüyasıdır.
Olmaz diye bir şey de diyemeyiz. Endülüs unutulmamalıdır.
Avrupa’nın içinde Avrupa değerlerini savunan ve Avrupalılara hizmet eden Müslümanlar yaşayabilir, lakin dinini ve milliyetlerini istediği gibi yaşamak isteyenlere kapı kapalıdır. Hele halkın çoğunluğu Müslüman olan ve Müslüman halklarla irtibatlı olan devlete asla müsaade edilemez. Bosna savaşı buna açık delildir. Şimdi sıra İstanbul’un Avrupa yakasını temizlemek, bunun için ortam hazırlamaya gelmiş. Türkiye’ye yapılan baskıların, saldırıların bir de böyle bir yönü vardır, bunu birileri sayıklama görebilir, abartı sayabilir, AKP propagandası yapılıyor zehabına kapılabilir.
Kim ne derse desin, kim nasıl yorumlarsa yorumlasın; gerçekler örtülemez, olmakta olanlar görmezden gelinemez.
İslam dünyasına yapılan zulümlerin haddi hesabı yoktur. Bunlar biteceğe de benzemiyor, öyle ise “biz” ne yapmalıyız.
Müslüman ferdin, Müslüman cemaatin, halkı Müslüman olan ülkelerdeki partilerin, Müslümanların yaşadığı devletlerin ayrı ayrı vazifeleri, ödevleri vardır, bu ödevleri ifa etmekle vazifelidirler. Topyekûn Müslümanların, İslam coğrafyasında yaşayan vicdanı körelmemiş dini ne olursa olsun tüm insanların vazifeleri vardır. Dünyanın diğer coğrafyasında yaşayan Müslim- gayrimüslim vicdan sahibi, izan sahibi, adil bütün insanlara vazife düşüyor. Eğer insanlığını yitirmemiş tüm insanlar üzerlerine düşeni ifa etmezlerse bütün dünya kaosa sürüklenir, dünyamız yaşanamaz hale gelir. İslam coğrafyasını ateşe verenler bilsinler ki bu ateş onlara da dokunur. Belki bugün dokunmuyor gibi görünse de yarın dokunur.
Ama merkezde biz Müslümanlar varız, çünkü ateş bizim ocağımıza düşürülmüş. Bu düşüşte, kimin ne kadar sorumluluğu varsa bunun hesabını önce kendisi belirlesin ve kefaretini ödesin.
İslam ümmeti topyekûn bir seferberliğe başlamalıdır. Batıyla ve doğuyla yeni baştan bir ilişki biçimini geliştirmemiz gerekecektir.
Batını üretim ve tüketim biçiminden, toplumsal yapı biçime değin her şeyi yeni baştan ele almamız elzemdir.
Batıdan bize ne gelmişse buna teknolojinin kullanımı da dâhil her şeyi tekrar be tekrar ele almalıyız. Çok masum gibi görünen nesneler bile tekrar değerlendirilmelidir. Çünkü hilekâr batı iyiliğimize olduğunu sandığımız şeylerin içine uzun zaman sonra aleyhimize olacak şekilde görünmeyen mikroplar yerleştiriyor.



