“Dört Tayf”ın İkincisi “Muhammed Kutub” da Rabbine Döndü
M. Beşir Eryarsoy · 09.04.2014 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026“Dört Tayf” bir ailenin ikisi erkek ikisi kız dört kardeşin adeta özel adı olmuştu. Dördünün katılımıyla yazdıkları bir kitap önce bu ad ile yayınlandı. Sonra da Müslümanlar onları bu isimle tanıdı ve tanımladı.
“Tayf” ışık huzmesi, kollara ayrılan ışık demetinin her bir kolu anlamına gelir.
Dört kardeşle, yapıp ettikleriyle, bıraktıkları miras ile birebir örtüşen bir benzetme…
Kimdi bu “dört tayf”, etraflarını nurla aydınlatan bu ışık demeti?
Kısaca hatırlayalım[1]:
1. Seyyid Kutub:
Onu tanımayan, “Yoldaki İşaretler” i birkaç defa okumamış, “Fî Zilâli’l-Kur’ân” adlı tefsirini duymamış, hatta aslının ya da tercümesinin bir nüshasını edinmemiş -İslâm ile ve Müslümanların meseleleriyle gerçek anlamada ilgilenen- kaç Müslüman var?
Ne Yoldaki İşraretler hakkında ne Fi Zilâl hakkında herhangi bir şey söylemek niyetinde değilim. Ama bir seferinde kardeşi merhum Muhammed Kutub’tan bizzat dinlediğim şu cümleyi hatırla/t/madan geçemiyorum:
“Kardeşimin ‘Yoldaki İşaretler’ kitabı yayınlanınca onun hakkında idam kararı Mısır’dan önce İsrail’de ve Amerika’da verildi.”
1906 yılında doğan merhum şehid, onbeş yıl hapis yattıktan sonra –merhum kardeşinin belirttiği cihetler tarafından- idama mahkûm edildi. 1966 yılında hüküm infaz edildi.
“Çağdaş İslâmî Hareketin en büyük fikrî mimarı” olarak tanımlansa yeridir. Hatta bu alanda dost düşman kanaat sahibi herkesin ittifakla kabul ettiği bir tanımdır, dahi denilebilir.
2. Emine Kutub:
“Şehitliğin ve zindanların kadın şairi” diye bilinir.
1927 yılında doğdu. İdam hükmü giymiş Şehit Kemalettin es-Senânirî ile nişanlanmıştı. Daha sonra hükmü 25 yıl ağır hapis cezasına dönüştürülmüştü.
Emine nişanlısını 17 yıl bekledikten sonra evlendiler. Ama kocası tekrar yakalanıp hapse atılmış, hapiste işkenceler altında şehadet şerbetini içmişti.
Emine’nin: “Bir Şehide Mektup” adında bir eseri de bulunmaktadır. Daha sonra görmediği kocasına yazdığı meşhur bir şiirinde ona şöyle seslenir:
“Ne dersin bir gün gelir kavuşur muyuz yoksa
Ya bizim kavuşmamız bir serap mıydı acaba
Sonra bu serap yok oldu ve gölgesi de kaybolup gitti mi?
O serap işkencenin hatıralarına mı dönüştü?”
Mısır’da 2007 yılında vefat etti.
3. Hamide Kutub:
“Askerî zindanların bakiresi” diye tanınır. 1937 yılında doğan Hamide de Firavun zindanlarında kalmak ve işkence görmekten, türlü ithamlara maruz kalmaktan payına düşeni almıştı.
Ona yöneltilen ithamların bir kısmı:
Seyyid Kutub’dan Zeyneb Ğazalî’ye ondan Seyyid’e malumat götürüp getirmek,
“Yoldaki İşaretler” kitabının müsveddelerini matbaaya ulaştırmak,
Muhammed Yusuf Havvâş ile Ali Aşmâvî arasında kuryelik yapmak,
1954-1964 yılları arasında fakir ailelere yardım etmek[2].
On yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. 2012 yılında Paris’te vefat etti.



