DEĞİŞ(TİR)MENİN İMKÂNI
M. Salih İzgöer · 13.10.2015 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026İnsanlar şuur sahibi olmaya başladıkları andan itibaren hayatlarına belirli inançlar ve arzularla devam ederler. İnsanların sahip olduğu bu inanç ve arzular, kendilerinin gerçekleştirilebilmesine ilişkin bir arayışı da tetikleyecek güce sahiptirler. Böylesi bir arayış şu veya bu şekilde gerçek olması istenen şey için bir “ideal” konumundadır. “İdeallerimiz” veya “olması gerekenlerimiz” çevremizdeki şartlara müdahalede bulunuşumuzun manevi güç birikimidirler.
Bu güç birikimi eylemlerde açığa çıkar ve eylemlerle “ideal” kabul ettiğimize ulaşmayı deneriz. Bu yönüyle her eylem inançlarımızın ya da arzularımızın gerektirdiğine ulaşma veya onları gerçekleştirme denemesidir.
Öte yandan çevremiz muhtelif etkenlerce belli bir biçim kazanmış durumdadır ve bu biçim bizim ona müdahalemize belli bir direniş ile cevap verir. Yürümekte olduğumuz herhangi bir yolu istediğimiz zaman bitiremeyiz mesela. Ya da bir yemeği istediğimiz süre içerisinde yapamayız. Yolu bitirmek yolun bitmesi için gerekli adımları atmamıza bağlıdır. Yemeği pişirmekse gerekli malzemeleri tedarik edip gerekli süre içerisinde tarifin gerektirdiği şeyleri yapmamıza bağlıdır. Tabii şartlar için böyleyken, beşerî şartlar için de böyledir. Hemen para kazanamayız, bir şeyi hemen öğrenemez, bir insanla hemen tanışıp onunla istediğimiz biçimde ilişki kuramayız. Bunu yapmayı denediğimizde karşımızda bulunan kişi veya nesne buna izin vermeyecektir.
Çevremizdeki şartların, bizim onlara “ideal”lerimiz ve “olması gerekenlerimiz” doğrultusundaki müdahalemize direnişleri, bizi onlara karşı belli bir kuvvet uygulama eylemine götürür. Bu bir anlamda hâkimiyet kurma eylemidir.
*** Bu noktada hatırlanması gereken şey, çevremizdeki şartlara müdahalede bulunma ya da hâkimiyet kurma eyleminin ahlâkî boyutudur. Çünkü müdahale ediş şartları eski halden yeni ve başka bir hale getirme anlamına gelir. Bu da şartlar her ne olursa olsun, bir değiştirme eylemidir. Mevcut olanı, kimi “idal”ler ve “olması gerekenler” çerçevesinde değiştirmeye çalışmakta, konusuna göre az veya çok sorgulanacak şeyler bulunur.
Sözgelimi bir domatesi ve yumurtayı alıp ondan menemen yapmakta ahlâkî olarak sorgulanabilecek tek boyut belki de domates ve yumurtanın helal yoldan kazanılıp kazanılmadığıdır. Ancak bir insanı değiştirmeye çalışmakta ya da sosyal kurum ve ilişkileri değiştirmek için müdahalede bulunmakta sorgulanması gereken daha çok şey bulunmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi hangi hak ve yetki ile bir insanı ya da insanın ürünü olan medenî kurum ve ilişkileri kendi “ideal”imize göre değiştirmeye kalkıyor oluşumuzdur. Ve hemen peşinden her bireyin kendi “ideal”ine göre başkalarını değiştirmeye kalkması halinde ortaya nasıl bir manzara çıkacağı sorusu gelir.
Sözünü ettiğimiz bu sorulara, kişinin “ideal” olarak belirlediklerini -çağdaş pek çok düşünürün kabul ettiği gibi- kendi keyfine ve çıkarlarına göre belirlediğini kabul ederek cevap vermeyi denediğimizde, sözü edilen değiştirme eylemine hiçbir zaman meşruiyet tanıyamayız. Fakat buna meşruiyet tanımamak da ayrı bir problem teşkil eder. Çünkü toplum yaşantısında olup biten her şeyin toplum için “olumlu” nitelik arz ettiğini söyleyemeyiz. Ortada duran ve eksiklik olarak görülen kimi uygulamaların ya da etrafına açık zarar veren kişilerin tavır ve eylemlerinin bir dış müdahaleyi gerektirdiği açıktır. Dolayısıyla insan hem kendi ihtiyaç kabilinden “olması gerekenleri” hem de olumsuzlukların düzeltilmesi sebebi ile dış çevresine kaçınılmaz olarak müdahalede bulunacaktır. Bu durumda “insanın ‘ideal’lerini ve “olması gerekenler”ini nasıl belirlediği” ve “değiştirmek için müdahale hakkını nereden aldığı” gibi iki mesele karşımıza çıkmaktadır.



