BİRLİKTE YAŞAMAK
Kâzım Sağlam · 10.01.2017 · 9 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Bir arada bulunmak, birlikte yaşamak, farklılıkları mümkün mertebe zenginlik saymak bir olgunluk ve tahammül edebilme meselesi ve işidir. Aynı zamanda Allah’ın kainatta ve toplumsal işleyişte koyduğu ilahî kanunları kavrama, anlama ve anlamlandırma izanını görebilme basiretidir.
Basiretle, hikmetle, kâinatın yaratılış ve işleyişine bakan her insan varlık âleminin nasıl bir dayanışma ve ahenk içinde olduğunu görür. Gece ve gündüz, ay ve güneş, su ve ateş, diğer gezegenlerin birbirleriyle olan münasebetleri… bütün bunlar bir bütünün parçalarıdır ve yek diğerine muhtaçtır, biri ortadan kalkarsa düzen bozulur.
Demek ki kâinatın düzeni bu farklı varlıkların ve olguların birlikte hareketine bağlıdır. Biri ortadan kalkarsa düzen bozulur.
Beniadem de kainattaki varlıkların birbirine muhtaç oluşu gibi hatta daha fazla birbirine muhtaçtır. İnsanlığın tarihi serüvenine, bugüne gelişine bakılırsa görülecektir ki; her bir insanın, her bir medeniyetin yaptığı ayrı ve farklı işler, ameller, icatlar, teknik ve sosyal gelişmeler birbirini destekleyen, birbirini besleyen, birbirini tamamlayan ve yaşamamız için ortam hazırlayan unsurlardır.
İnsanın insana muhtaç olduğu, kimsenin tek başına yaşamayacağı bir gerçektir.İnziva, mağaraya çekilme, belki kendini yenileme ve eksikliklerini gidermek için arızi ve geçicizaman olarak kabul edilebilir, yoksa hayatın merkezine konulacak bir durum değildir.
Bu inzivayı kişisel olarak anlar ve görürüz lakin bunun bir de toplumsal ve ideolojik olanları da vardır. Şehrin orta yerinde gettolar oluşturmak, kendini toplumun diğer katmanlarına kapatmak da bir inziva değil midir?
İdeolojilere saplanıp kalmak, dünyayı kendi ekseninde döndüğüne inanmak, kendi doğrularının dışında doğru olabileceğine inanmamak, manevi olgunluğa eriştiğine kani olmak, insan-ı kamil olduğunu kabul etmek… bütün bunlar bir nevi inzivadır ve kendini dış dünyaya kapamadır. Zaten kendini kapatmak, kendi kendine yettiğine inanmak iletişimi ve ilgiyi keser. İletişimin kesildiği yerde bir arada yaşamaya ihtiyaç duyulmaz.
Bu istiğna beraberinde tekebbürü getirir, tekebbür ve müstağnilik tuğyana kapı aralar. Kendine güven ile istiğnayı birbirine karıştıranlar nefislerini ilahlaştırırlar ve bunun adına da bazen vakar, bazen şahsiyet, bazen ideolojik dik duruş diye dillendirirler. Bu istiğna öylesine gizli bir afettir ki kimi zaman tevazuu, kimi zaman takva diye de tezahür edebilir. Şeytanın sağdan yaklaşması gibi. Bütün bu haller insanın kendine yettiğinin emareleri sayılır ve diğer insanlarla irtibata geçmeyi, onlarla birlikte hareket etmeyi gereksiz görür. Bu hal ve tarz biraz toplumsallaşır, kendini döndürebilir, kendi kendine yetebilirse artık etrafında duvarlar örmeye başlar, kalın duvarlar arasında yeni bir dünya oluşur ve o dünyanın insanları kendilerini bulunmaz Hint kumaşı addetmeye başlarlar. Bu sefer herkese biraz yukarıdan bakar, kendilerini imtiyazlı bir zümre görürler. Bu hal gelişe gelişe toplumsal öncüler ve yüce sınıf doğurur. Bu bize batı medeniyetinin bir hediyesidir.
Bu halet-i ruhiyede olanlar, topluma tepeden bakarlar ve toplum mühendisliğine soyunurlar, toplumu yukarıdan aşağıya doğru dizayn etmeye çalışırlar, onlara göre toplum güdülmesi gereken bir sürüdür. Bunu beceremeyince de bu sefer topluma hakaret ederler, kendi eksikliklerini görmek yerine toplumla bağlarını koparır kendi sırça saraylarına çekilerek yüce düşüncelerini kendi ilgi alanlarındakilere empoze ederler, bunu bir dava haline getirirler adına da hizmet, adanmışlık vb. derler. Böylece yeni bir zümre oluşturmuş olurlar. …



