BİR DARBE KALKIŞMASININ ARDINDAN
M. Salih İzgöer · 03.08.2016 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.20261- Müslümanlar gerek kendi dindaşları olsun, gerekse herhangi bir inancın müntesibi olsun, insanların ait oldukları hukukun net olarak bilinmesini ve onların o hukuka sadık kalmalarını ister. Hangi hukuk olursa olsun, bir inanç ve hukuk bütünlüğüne aidiyet belirtildikten sonra, o hukukun dışında bir şekilde hukuksuzluğa ve anarşiye yol açan tutum ve davranışlara ise müsamaha göstermezler. 15 Temmuz akşamı yaşanan darbe kalkışmasının ne İslam hukukunda ne de beşerî hukukta meşru bir yeri vardır. Bu yönüyle yönetim ya da iktidarı ele geçirme yolları içinde en zalimane ve en cahilane olanıdır.
2- Mevcut darbe girişiminin arkasında emperyal güçlerin bulunduğu gün gibi aşikârdır. Bu güçlerin hedefi ise bütün dünyada kurdukları zulüm düzenini korumak, bu düzeni tehdit eden her unsuru ortadan kaldırmaktır. Uzunca bir dönemdir emperyal güçlerin düzenlerine itiraz eden İslam dünyasındaki hareketliliğin, son yıllarda Türkiye Cumhuriyeti devletinin siyasetinde ve uluslararası arenada etkili olan Recep Tayyip Erdoğan’ın tutum ve davranışlarıyla daha farklı bir hal aldığı gözlemlenmektedir. Recep Tayyip Erdoğan sadece Türkiye’de değil tüm İslam dünyasında bir umudun, bir direnişin ifadesi haline gelmiştir. Bu sebeple onun arkasında durmak İslam davasının arakasında durmak olarak kabul edilmekte ve öyle algılanmaktadır. Bu sebeple emperyal güçlerin, zulüm düzenlerini korumak adına İslam dünyasına vermek istedikleri ayarın öncelikli maddelerinden birisini Recep Tayyip Erdoğan’ın düşürülmesi teşkil etmektedir.
3- Emperyal güçlerin dünyaya nizam verme faaliyetleri kimi zaman onların bilfiil bir ülkeyi işgal etmesi ile olur, kimi zaman da -mevcut darbe girişiminde yaşandığı gibi- maşaları olan yerli işbirlikçileri ve kuklaları aracılığı ile olur. 15 Temmuz akşamı yaşanan darbe kalkışmasındaki kuklaları ise Türkiye’de yıllardır İslâmî çalışmalar yapmakla bilinen Fethullah Gülen hareketi olmuştur. Bu hareket yıllarca kendisini “hizmet hareketi” olarak tanıtmış, insanların dinî duygularına hitap edegelmiş, bu milletin bağışları ve teveccühü ile gelişmiştir. Ancak yine bu hareket, yapmış olduğu darbe kalkışması ile kendi milletini ve İslam ümmetinin umutlarını emperyal güçlerin kucağına atmaktan çekinmemiştir. Üstelik bunu halkın üstüne ateş açarak, tanklarla insanların ve araçların üzerinden geçerek, uçaklarla bombalayarak yapmaktan geri durmamıştır.
4- Sokağa dökülen binlerce vatandaş, vatanının böyle adice ele geçirilmek istenmesine tepki göstermiştir. Sokaktaki tanklardan, helikopterlerden sıkılan kurşunların üzerine yürüyen insanların dilinde "demokrasi" "özgürlükler" türünde sözlerden ziyade tekbirler ve salavatlar vardı. Sabaha kadar salâlar hiç susmadı. Camilerin minarelerinden imamlar halkın direnişine destek verdiler. Bu sebeple onların tekbirleri ve salavatları, kalplerinden geçen niyetlerin ve içinde bulundukları duruma nasıl baktıklarının göstergesidir.
5- Şayet ortada önünde durulması mümkün olmayan kitlesel bir hareket varsa, güç odakları bunu kendi menfaatlerine göre yönlendirmeye çalışır. Siyaset bir güç odağıdır, üniversiteler bir güç odağıdır, medya bir güç odağıdır. Şu halde medya ve siyaset adamlarının dilinden düşmeyen "halk demokrasiye sahip çıktı" türünden sözlere şaşırmak için bir sebep yoktur. Onlar bu kitlesel hareketi kendi durdukları noktaya göre yorumlayarak yönlendirmeye çalışmaktadırlar.



