ANNE-BABA ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN ÇOCUKLARA ETKİSİ
Medeniyet Yöneticisi · 27.05.2014 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Çocuklarımıza bizler öğretiyoruz nasıl davranılacağını. Bazen bunu istediğimiz şeylerde, bazen de istemediğimiz şeylerde yapıyoruz. Eğer çocuğumuzun yapmasını istediğimiz bir şey, öğrenmesini istediğimiz bir davranış varsa bunu telkin ederek, tavsiyede bulunarak yerine getirmeye çalışıyoruz. Bazen ise istemediğimiz davranışların da altyapısını bizler oluşturuyoruz. Bu konuya örnek olabilecek iki olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
İlk olayımız bir hastanede geçiyor. Ufak bir tedavi için gittiğimiz hastanenin koridorunda beklerken bir çocuğun feryadıyla irkildik birden. Acaba acil bir durum mu diye düşündüm, ancak insan kendini bulunduğu ortama göre hazırlıyor olmalı ki hiçbir kıpırdanma bile olmadı kimsede. Sokakta duysak bu feryadı, hep beraber toplanırdık başına. Sonra kapıdan çocuğu sürüklercesine kolundan çekiştiren anne ve çocuk göründü. Anne çocuğu biraz sürükledikten sonra karşısına alıp bana bak bir daha bağırırsan seni ne yapacağımı biliyorsun, adam gibi içeri girip ve kan almaları için sessizce bekleyecek misin yoksa beklemeyecek misin, diye tehditkâr bir edayla sordu. Çocuk soruyu duymamıştı bence, sadece ağlıyor ve acıyor diye cevap veriyordu. Tamam o zaman dedi annesi; üçüncü sorudan sonra ben de sana ilaç almıyorum. Hasta olarak kal diyerek merdivenlere yöneldi.
Ben de biliyordum ki kan tahlili için tekrar buraya geleceklerdi. Aradan birkaç dakika geçti ve tekrar göründüler merdivende anne ve çocuk. İkisinde de değişen bir şey yoktu. Çocuk ağlamaya, anne tehdit etmeye devam ediyordu. Kan alma odasına zorla da olsa girildi ve ilk duyduğumuz feryadın aynısını tekrar duyduktan sonra önde çocuk arkada ona yetişmeye çalışan bir anne, merdivenlerde bir kovalamaca başlamıştı.
Bir çocuğu istemediği ya da korktuğu bir şeye ikna etmek herkesin içinde oldukça zor olabilir, hele de canı acıyacaksa bu iş daha da zor olur. Özellikle iğne vurdurma anlarında gerçek bir mücadele yaşanır çocuk ve ailesi arasında. Burada çocuğu hasta olduğu için doktorun verdiği tahlili yaptırmaya çalışan bir anne ve çocuğun mücadelesini görmüştük.
Bundan daha zor bir mücadele de benim başımdan geçmişti. Neyse ki bu mücadelede yanımda çok yetenekli bir yardımcım vardı. Oğlum üç yaşındayken onu sünnet ettirmiştik. Sünnetçiden nasıl kaçıldığını; sünnet olmanın erkek çocuklar için nasıl korkulu bir rüya olduğunu herkes bilir. Bizim çocuk biraz daha küçük olduğu için işimiz rahattı. En kötü ihtimal birkaç kişi kıpırdayamaz halde tutacaktık. Ancak sünnetçi çok güleç, işini iyi yapan birisiydi. Bizlere teşekkür ederek oğlumla konuşmaya başladı. Önce ona yapacağı işlemden bahsetti. Acıyıp acımayacağı hakkında herhangi bir fikrin var mı diye de sordu. Oğlum korkulu gözlerle sünnetçiyi süzerken acıyacaktır, dedi. Peki, haklısın acıyacak ama ne kadar acıyacağını biliyor musun, diye soru daha yöneltti. Aynı zamanda oğluma elini uzatarak bir benim elimin üzerine çimdik atarak ne kadar acıyacağını benim de hissetmemi sağlar mısın dedi? Oğlum sünnetçinin elini sıktı, sünnetçi o kadar değil, gel bak ben senin elinde göstereyim diyerek hafifçe eline çimdik attı. İşte bundan biraz daha fazla acıyacak ama bence bu çok büyük bir acı değil bence, diye de onay beklercesine oğlumla konuşuyordu. Oğlum yok çok acımadı, diyerek hazırlanmaya başladı.






