RAMAZAN VE İNSAN

ramazan ve insan hayriye bican

Yaşam bir yolculuktur, yürüyüştür. Bir hakikat yürüyüşüdür. Bir harekettir, özü ve kimliği bulma hareketi. Fıtrat izini takip hareketi. Bir ömür boyu, Hakka yürüyüş seferberliğidir, yaşam. Yolcuyuz bir yerden geliyoruz. Kalmayacağız konaklayıp, soluklanıp gideceğiz. Hikmeti talep eden, hakikati takip eden yolcularız.

Hayat yoldur, yöndür. İnsan bu yolun yolcusudur. Her yol, yolcusunu mutlaka bir menzile ulaştırır. Hayat kelimelerden örülen bir bağdır. Damla damla biriken bir nehirdir. Zirvesi hedeflenen dağdır. Zerre zerre çoğalan, anbean artandır. Bir anlamda azalandır, tükenendir, aslında. Günbegün eriyen buz dağıdır, hiç bitmeyecek zannıyla yaşadığımız. Hükmüne vâkıf olmadan hoyratça tükettiğimiz sermayedir. Bir anlık nefestir. Bir damla sudur. Bir duyuş, bir bakış, bir düşünüştür. Fıtrata tutunmaktır, insan olmaktır, insan kalmaktır.

İnsanın en büyük hazinesi, ruhunun derinliklerinde saklı olan özdür, fıtrattır. Âdemoğlu için asıl olan hedef, özünde hep var olan fıtrat sırrını yaşatmaktır. Müslüman fark eden ve farkında olan insandır. Sözünün, eyleminin, duruşunun farkında olandır. Hakikat izinde şuurluca durandır.

Aralıksız geçen zaman içinde akıp gidiyor hayat. Günler, haftalar, aylar bu yolculuk için seçilen araçlar sadece. Zamana ruh veren öz, vahiy bilgisidir. Vahiy yolunu, gönülden boyun eğerek takip edenler, vakti Allah'a adarlar. Zamanın Rabbine yönelerek her anda rikkat ve dikkatle yola revan olanlar, işte onlar ömrü "Ramazan yolculuğu”na dönüştürmek için çabalarlar. Bu yoldaki yegâne hedef Rabbe kul olmaktır. Şehr‑i Ramazan kulluğun, kurtuluşun manifestosu olan ve yaşam ilkelerini ortaya koyan Kur’ân‑ı Kerim'in indirildiği ayıdır. Şehr‑i Ramazan'ın kalbi Kur’ân'dır. Su misali akan vakit, Şehr‑i Ramazan'a doğru yaklaştıkça âlemdeki her şey, ruhu sılaya davet eder. Vusul ile bu kutsal muştu, insanlığa umut yükler.

Ömre bedel bir geceyi bize taşıyan Şehr‑i Ramazan, özleme beklediğimiz nazlı misafir, ayların sultanı olarak gelir bize. Kıymetli saniyelerle dolu, cennet kapılarının ardına kadar açıldığı bu ay huzur ve sükûn sunar, insanoğluna. Ramazan'ın gelişiyle insanlardaki değişim ve heyecan açıkça müşahede edilir. Gök aynı gök, yer aynı yer ama insanlarda heyecan yüklü bir farklılık var. Bu süruru en içten en güzel şekilde ihya ancak Kur’ân ikliminde mümkün olur. Maide‑i Kur’ân'a oturup an be an dakikalara tefekkür ve tezekkür devşirerek, ilahi rızayı aramalıdır, insan. Hablullaha/Allah'ın ipine tutunmak, sıbğatullah/Allah'ın boyasıyla boyanmak lazım. Ramazan ayına kavuşan insan, çok özel bir zaman dilimine şahit olmaktadır. Bu günleri hakkıyla ihya etmek/hayat vermek/canlandırmak, gönülde fıtrat gülleri açtırır. Kulluk şuuruyla dolu olarak yaşanan bu özel günler, insanı takvanın ipeksi iklimine taşır.

İçinde yaşadığımız çağ, bizi içine çekerek zaman ve mekân anlayışını bize empoze ederek ruhumuzu işgal ediyor. Seküler saldırıya maruz kaldığımız bugünlerde her şey muhteva kaybediyor. Ramazan tüm boyutlarıyla bu dejenerasyona paratonerdir. Şerre kilit, hayra anahtardır. Ancak Ramazan idrakini kuvvetlendirerek, sekülerizmin yıkıcı, parçalayıcı, yozlaştırıcı tehlikelerine karşı korunuruz. Çünkü Ramazan mektebi, çağlar üstü mesajın engin ufuklarına işaret eder. İnsanlığı, derin ve kuşatıcı medeniyetin rahmet iklimine çağırır. Ramazan imkânını gereğince değerlendirip, kurtuluş fırsatına çevirmek rahmete ve mağfirete vasıl olmak, demektir.

İnsana ipeksi, kadifemsi duygular yaşatan Şehr‑i Ramazan, mevcudattaki her şeye ve her yere rikkatli dokunuşlarla gelir. Şefkatle dokunduğu her şeyi diriltir. Göze, kulağa, ele, dudağa dokunur. Gönlü, kalbi, aklı muhabbetle doldurur. İnsanın mutat alışkanlıklarındaki idrak ve tasavvuru değiştirir. Tefekkür ve hissin zirveye ulaştığı iftar vaktinde içilen bir bardak su, diğer vakitlerde içilenden daha fazla bir nimettir. Her gün kahvaltıda yenilen tek bir zeytin tanesiyle iftar edildiğinde, o artık sadece bir zeytin tanesinden çok daha fazladır. Nimettir, cennet meltemleri estiren nadide bir nimet. İftarda sofrada bulunan hurma daha tatlı ve daha ince bir idrak sunar, oruçluya.

İftar sofrası, görünüş olarak her günkü akşam yemeğinden farklı değilken, bu kıymetli atmosfere ruh katan nedir? Ramazan'a ulaşan kalbi selim sahibi her insan, baştan ayağa tüm hücreleriyle bir değişim yaşar. Ramazan diriltir, enfüsten afaka tüm alakalarımızla bizi diriltir ve bize direnç katar. Eşyayı idrak ve kavrayış her an yenilenir ve dünya aynasına madde daha farklı akseder. Artık nimete bakış değişir, mülk âlemine bakış değişir insanın gözünde. Sahip olmanın büyüsüne kapılan günümüz insanı, orucun temizleyici ve diriltici ruhuyla modern bilinç işgallerinden kurtulur. Mülkün sahibinin Allah olduğunun şuuruna varır. Dünya mülkündeki tasarruflarını yalnızca mülkün sahibinin emir ve prensiplerine göre icra etmek çabasının insanı değerli kılacağını bilir.

İftar sofrasında ezanı beklemek, bir yudum suya bir lokma ekmeğe dokunmadan beklemek, insanın eşyaya bakışını etkiler. Bahşedilen nimetin sahibi Allah'ın (c.c.) varlık üzerinde yegâne hüküm sahibi olduğu keskin bir idrakle hissedilir. Oruçla mülkün Allah'ın olduğunu bir kez daha kavrar, mümin. Bir nefesine bile hükmedemediğimiz bu dünyada, Şehr‑i Ramazan'ın Maide‑i Rahman'ına oturmak, maddenin ötesine doğru pencereler açar, tül tül kalkar perdeler. Melekût âleminden mülk âlemine doğru ılgıt ılgıt rahmet meltemleri eser. Eşyanın alıcılığına ve çekiciliğine kapılmayanlar, fizik/şehadet âlemin ağırlığından kurtularak, metafizik/gayb âlemin uçsuz bucaksızlığında soluklanır. Kâinattaki faniliğinin şuurunda olarak, ondaki geçiciliği ve kıyıcılığı bilerek, maddeyi hakikat ölçüsünde, ihtiyaç miktarında tüketen insan, dünya ahiret dengesini gözeterek oruç merkezli bir yaşam sürdürür.

Oruç bizi kuşattıkça, sarıp sarmaladıkça, takva şuuru tüm benliğimizi kapladıkça duygularda bir letafetin, düşüncelerde bir hikmetin, davranışlarda güzel ahlâkın izleri görülür. Fedakârlığın, affetmenin, tebessüm etmenin uçsuz bucaksız güzelliği ve sevinci hayatı sarar. Fizik ve metafizik bir bütünlük içinde ruh, rahmet ve izzet melteminde hakikate doğru yol alır. Kâinata, huzur huzmeleri dalga dalga yayılır. Beden şehri de bu inşirah hâleleriyle dolup taşar. Gönül genişler ve parlar, ruh yücelir, insan uyanır ve canlanır. Beden eşyanın esaretinden kurtulur. Vücut, alışkanlıklarından ve bağlarından azadedir artık. Özgürlüğün tadına varır. Şimdi vakit, oruçla uruc etmek, yükselmek ve yücelmek vaktidir.

Kalp eline aldığı nur saçan kandille, beden ülkesine nur şualarını yayar. Hidayet ışığıyla yücelen ruh, ab-ı hayat sunar her şeye. Oruç, insan ruhunu onarır ve ruha inşirah bahşeder. Oruçlunun ruhu, kişiye ahireti ve gayb âlemini işaret ederek, hayata hikmetle bakmaya çağırır.

Hayır ve bereketin yoğun olarak yaşandığı Şehr‑i Ramazan, faziletini ve üstünlüğünü, hayat kitabımız olan Kur’ân'dan almaktadır. Kur’ân'ın hedefi de hidayettir. Hakkın ve hakikatin ölçülerini hayatımıza taşır. Kurtarıcı kelimeler, Allah'ın kelamı olan Kur’ân'ın kalbinden yankılanır. Yüce Kitap, Peygamber Efendimizin sünnetine uygun olarak okunursa, yaşam rahmete gark olur. Rahmet ve huzur sıkıntıdan uzak kalmak değildir. Orucun salt maddi boyutunu göz önüne aldığımızda açlık ve susuzlukta bir zorlanma vardır, elbette. Ama iftar sevincini ve huzuru için anlatılamaz ancak yaşanır der herkes. Mevcudattaki rahmet ve berekete odaklanırsa gönül, Allah'ın murat ettiği her hükümde hikmet nazarını idrak eder. Bundan dolayı Ramazan ikindileri ılgıt ılgıt esen serinliğiyle, Kur’ân'ın diriltici kelimeleriyle insanlığa, hidayet ve nur meltemi bahşeder. İnsan, Kur’ân ile aydınlanır, ruh onunla dirilir ve coşar. El, göz, kulak, dil, duygu düşünce bu dirilişten nasiplenir. Ramazan iklimi hayatımıza, Kur’ân baharının tazeliğini taşır. Ramazan'la girdiğimiz bu Kur’ân mevsimini son nefese kadar sürdürmek, vahdetle var olmanın, izzetlice yaşamanın teminatıdır.

Oruç dünyayı, eşyayı ve varlığı daha derinden algılama ve kavrama imkânı sunar. Zaman her salisesiyle her saniyesiyle lahuti bir an olur. Mekân maddenin sıkan, daraltan karanlık girdaplarından kurtulur. Hidayet, nur ve huzur meltemiyle maneviyat yüklü bir iklim sarar dört bir yanı. Beden baştan ayağa bu lahuti atmosferin içinde canlanır. Kalp coşar, ruh taşarak sekinet sahillerinde demirler. İlahi nimetlerden, manevi rızıklardan istifade eder. Orucun yaydığı latif hava, rikkat ve nezaket insanlar arası alakayı güzelleştirir. Müslüman kalbin her çarpışında, insanlar arası alakalar adalet ve ihsan üzere kurulur.

Ramazan'a kavuşmak, ferdin ve toplumun ahlâkî faziletlerle donanarak Müslüman'ca düşünen ve yaşayan bir neslin doğuşuna vesile olacak çok önemli bir duraktır. Orucun insana kattığı diriltici ruhla, bu durakta işte tam orada durup dinlenmek, hedef ve umut yenilemek gerekir. Sahurun bereketinden, fecrin aydınlık yüzünden, seherin serinliğinden, gündüzün meşakkatinden, iftarın sevincine kadar yaşamda rahmet meltemini hissetmek gerek. İşiten, gören ve sezen insan, insanın içini ısıtan seherlerde tatlı tatlı eserek zihinleri ve ruhları yıkayan badı sabayı, kuş cıvıltılarını, bülbül şakımalarını tefekkür etmeli ki oruç ruha ruh katsın. Ramazan baharından bir buket papatya derlemek, bir demet gül kokusunu derinden bir nefesle enfüse çekmek, insana ve topluma, istikbal yolculuğunda eşsiz bir varoluş sevinci kazandırır.

Hayat; yol ve yolcu izleğinde çeşitli duraklarıyla devrediyor. Hayat gelip geçmekte zaman hızla akmakta. İnsan zaman zaman bu hızlı akış içinde durup ruhunu dinlemesi, dinlendirmesi lazım. Menzile vusulde bu çok önemli bir temrindir. Tefekkürü hayatın temizliği için bir ölçü olarak işaret eden Kur’ân, fikir ve amelde dengeyi öğretir. Tefekkür ışıklarının bulunmadığı hayatlar adeta ölü mesabesindedir. Muhasebe, hayatı gözden geçirmek çok önemli bir gereklilik. Aksi takdirde insan kendisini kaybediyor. Ramazan‑ı Şerif bu bağlamda insanın derinden nefes alıp muhasebe etmesinde çok değerli bir durak. Şehr‑i Ramazan durağı hem gönlümüzü, hem ailemizi, hem de cemiyetimizi şenlendirir. Ruhu şenlendiren bu ilahi mektepte, kâinata ibretle bakıp basiretle kavrayan, hikmeti arayan talebeler olarak, muhasebe etmek istikbal yolculuğunun vazgeçilemez azığıdır.

Muhasebeyi ilke edinen Müslüman, arz üzerinde sarsılmadan ayaklarını yere sıkıca basar. Sarsılmaz imanıyla varlığa ve nefsine dair muhasebesini kuvvetlendirerek dünya üzerinde adalet merkezli bir duruş sergiler. Ruhun enginliğiyle düşünen insan, haddini ve sınırlarını bilir. Ruha sükûn bahşeden Ramazan ikliminin bu yönüyle çok iyi değerlendirilmesi insana hakikat kapılarını açacaktır. Hızın ve hazzın revaçta olduğu yaşadığımız şu günlerde, bu ruha ekmekten sudan daha çok muhtacız. Ramazan ikliminden, kirlenen ve körelen ruhlarımıza, inşirah meltemlerinden esintiler getirmek kurtuluş vesilesi olacaktır. Hem dünyada hem de ahirette. Ne mutlu tüm varlığıyla bu şuuru kuşananlara.

Hayriye Bican

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız