• RAMAZAN BAYRAMI MESAJI 2021

      Miladi 2021/Hicri 1442 yılının bayramını idrak ediyoruz. Kovid-19 gölgesinde geçen Ramazan'dan sonra bayrama ulaşmak, bayram sevincini paylaşmak, ailelerin birbirleriyle buluşmasının hazzını tadamasak da Müslümanlar olarak bu bayramı telefonla,...

DUYURULAR

AİLE VE İLETİŞİM

aile ve iletişim

Sosyoloji biliminde ailenin tanımı ve çerçevesi şöyle belirlenmiştir:

“Akraba bağlantılarıyla doğrudan doğruya bağlanan, yetişkin üyelerin çocuklara bakma sorumluluğunu üstlendiği insanlar topluluğudur. Akrabalık bağları bireyler arasında evlilik yoluyla ya da kan bağları yolu ile kurulan bağlardır.”

Kur’ân, aileye farklı bir tanım getirir. Onun belirlediği bu tanım şu şekilde ifade edilebilir:

Aile; birbirinin örtü ve sığınağı olarak nitelenen erkek ve kadından, huzur ve sükunun insan boyutu olarak birinin diğerine emanet edildiğine dair ağır bir misakla/akitle bağlandığı eşlerden, Allah’a isyana teşvik etmedikleri sürece itaat edilip, “öff” bile denilmemesi gereken anne-babadan, dünya hayatının süsü, göz aydınlığı ve bir imtihan vesilesi olan çocuklardan, dede ve nineden olmak üzere üç kuşaktan meydana gelen bireylerin oluşturduğu huzur ve sükûnun toplum boyutudur.

Görüldüğü gibi Kur’an’ın önerdiği aile tanımı ve modeli; klasik ve modern dönem aile tanımlamalarından farklı olarak üç temel özelliğe sahiptir ve kendine has bir aile modelidir.

Günümüzde Aile

Toplumun yapıtaşı ailedir, aile toplumsal kurumların belirlediği toplumsal ilişkilerden meydana gelmektedir.

Sanayileşme, hızlı kentleşme ve beraberinde getirdiği iç ve dış göç dalgaları ailenin o koruyucu ve kuşatıcı bir kurum olma karakterini zayıflatmıştır. Bunun sonucu olarak geleneksel aile; dağılıp parçalanmış, boşanmaların arttığı, tek ebeveynli, bölünmüş ailelerin hızla çoğaldığı modern/çağdaş aileye dönüşmüştür. Kitle iletişim araçlarına hakim olan aile değerlerinden yoksun iletişim sistemleri oluşturulmuş ve bu iletişim sistemleri ahlâkî ve kültürel yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir. Küresel ya da ulusal düzeyde vuku bulan ekonomik dalgalanmalar ve yoksulluk, aile kurumunu iyiden iyiye zayıflatmıştır. Dinî ve ahlâkî değerler sisteminin etkisini kaybettiği ve gittikçe Batı aile modeline benzeyen aile yapısı büyük değer kaybı yaşamıştır. Ailenin omurgasını oluşturan kadının sosyal rolü ve statüsü Feminist hareketler tarafından içinden çıkılmaz hale getirilmiş, aile; kadın-erkek üstünlüğü tartışmalarına indirgenmiştir. Bütün bunların sonucu olarak modern aile, aile kurumunun olmazsa olmazı olan kuşatıcılık ve koruyuculuk vasfını büyük ölçüde yitirmiştir.

Zira geleneksel aileden modern/çekirdek aileye geçişle birlikte çocukların,gençlerin sosyalleşmesinde bütün yük anne ve babalara kalmaktadır.

Değişik gerekçelerle babayla birlikte annenin de çalışmak durumunda oluşu çocukların sosyalleşmesi alanında ciddi birboşluk oluşturmaktadır. Bu boşluk ya yanlış doldurulmuş ya da doldurulamamıştır.

Her şeyden evvel İslâm’da evlilik sadece hukukî bir akitten ibaret olmayıp aynı zamanda çok yönlü bir ibadettir. Bunun birtakım dinî ve hukukî kuralları vardır.

Aileleri ihya adına çıkarılan kanunlar aileyi iyice imha etmektedir. Bugün aile şiddete mağdur olan kadını koruma ve kollama adına “kadının beyanı esas” alınarak erkeklere verilen evden uzaklaştırma cezalarının bir başka şiddetin, mağduriyetin kapılarını açtığını haberlerde görmek mümkündür.

Merhametten nasibini almamış bir erkek şiddetten ve buna karşın kadın da iftiradan uzak duramaz.

Bunun çözümü herkesin yerini bildiği yaşanan İslam’dadır


Neyi Kaybettik Nerede ve Nasıl Bulacağız?

İslam Ailesinin Korunması Maksadıyla Dayandığı Temel Esaslar

İslam ailesinin tesisinde dikkat edilmesi gerek en önemli hususlar dinin temel referanslarından olan Kur’an ve Hz. Peygamber’in söylem ve eylemlerinde genişçe kendine yer bulmuştur. Biz Kur’an ve sünnetle olan yakınlığımızı kaybettik, bu kaybediş aile yapımıza da etki etmiştir.

İbn Abbas’ın "Devemin yularını kaybetsem Kur'an'da bulurum." Her şeyi Kur’an’da/İslam’da arayan anlayış bugün revaçta olmadığı için problemler yığınıyla karşı karşıyayız.

Bunları kısaca şöyle sıralamak mümkündür:

a. Muhabbet ve Merhamet

Bu zamanda evliliğin çoğu aşkla başlıyor. Aşk akli sevgi kalbidir. Aşkla sevgi bir ise çok güzel ama aşk sevgiye dönüşmemişse zamanla problemler çıkabilir. Bir kişinin güzelliğine yakışıklılığına parasına puluna aşık olabilirsiniz bunlar geçici olabilir.

Bu sadece evlilik yıl dönemlerinde değil, her daim olmalıdır. Nitekim Hz. Aişe Hz. Peygamber’e kendisini ne kadar sevdiğini sorduğunda “kör düğüm” gibi demiş ve zaman zaman Hz. Aişe; “Kör düğüm ne durumda?” diye sorduğunda Hz. Peygamber; “İlk günkü gibi ya Aişe” diyerek ona olan muhabbetinin devamlılığını tekrarlamak suretiyle hep ifade etmiştir. Hiçbir insan bütün boyutuyla mükemmel ve her şeyi ile sevimli olamaz.

Zira böylesi bir tasavvur ancak cennette olur. Bu sebeple Hz. Peygamber yine örnek söylem ve yaşantısıyla aile iletişiminde bize şu ölçüyü vermiştir:

“Bir kimse hanımına kin beslemesin, onun bir huyunu beğenmezse bir başka huyunu beğenir." Böylece onunla mutlu olma yoluna bakmalıdır. Zira eşimizin sevmediğimiz bir davranışı, bir başkası için en çok özlemini duyduğu davranış olması mümkündür.

Kendi çocuğunu hayatında hiç öpmediğini söyleyen birine Hz. Peygamber: “Allah senin kalbinden merhamet duygusunu çıkarmışsa ben ne yapabilirim?” ifadeleriyle kınamıştır. İslam, bireyi eşine ve çocuklarına karşı yüce merhamet duygularıyla donatır. Böylesi duygularla kurulan bir ailede de şiddete mahal olamaz. Günümüzün en büyük problemlerinden biri olan aile içi şiddetin çözümü polisiye tedbirler ve kanunlar olmadığını artan şiddet olaylarından görmek mümkündür. Merhametin yerini hiçbir güç dolduramaz.

b. Sadakat ve Adalet

Eşler birbirlerine sadâkat göstermeli ve mutluluklarını yuvada aramalıdır. Ev kadınlığı küçümsenmemeli, baş tacı edilmelidir.

Evlerimiz huzur yeri olmalı evden çıkarken heyecanla dönmeyi arzu etmeli, eve giderken ev reisi seve seve gitmeli kadın çocuklarıyla beraber eşini kapıda karşılamalı selamla içeri buyur etmelidir.

Güzellik, zenginlik, kariyer, zekâ vb. rağbet edilen şeyler olmasına rağmen, takvanın yani; “kulluk duyarlılığının” öne çıkarılması, kişiyi mutlu kılacak uyumlu, sadık, çocuklarının annesi, evinin hanımefendisi olan kadının aranmasını tavsiye anlamına gelmektedir. Eşlerin mutluluğu aile içinde aramaları gerekir. Lüks bir hayat özentisi ile dinî değerlerimizden taviz vermemek, kötü olmamakla beraber zenginliğin her zaman mutluluğun garantisi olmadığını idrak etmek, kendi imkânlarını düşünerek elde olanla yetinmek, kanaatkâr olmak, çevreye özenmemek, eşini ve kendi durumunu, bir özenti içinde başkaları ile kıyaslamamak gerekir.

Bunun için eşler, birbirlerine karşı dürüst ve şeffaf olmalıdırlar; aralarında sorunlar çıkmadan ya da büyümeden açık olan iletişim kanallarını kullanarak bunlara karşı birlikte çözüm bulmaya çalışmalıdırlar. Zina gibi yıkıcı olmayan diğer hatalarda, kusurlu taraf diğerinden özür ve af dileyebilmeli, diğeri tekerrür etmemesi sözünü alarak bağışlayabilme erdem ve fedakârlığını gösterebilmelidir.

İslam ailesinde kadın erkek birbirlerini yüce yaratıcının birer emaneti olarak kabul eder ve o emanete ihanet etmemeyi namus/kanun olarak görüp ve buna azami derecede riayet eder. Nitekim günümüzde aile boşanmalarının en büyük sebeplerinden biri bahsedilen bu hususun göz ardı edilmesi, sadakat duygusunun zedelenmesi ve aile kurumuna bunun yansımasıdır. Hz. Ömer’in ifadesiyle adalet, sadece mülkün değil aynı zaman da toplumun, devletin ve işlevi geniş olan İslam aile kurumunun da temelidir, esasıdır. Bu temel sarsıldığı zaman aile de toplum da yok olur. Eşine adil davranmak, başta çocuklar olmak üzere ailenin diğer bireylerine akrabalık hukuku çerçevesinde davranmak, İslam ailesinde olması gereken hususlardır. Adaletin karşıt anlamı zulümdür. Zulmün egemen olduğu bir yerde huzur, mutluluk ve bereket söz konusu olamaz. Bu sebeple aile reisi konumunda olanlara Hz. Peygamber “Sizin en hayırlınız, ehline karşı en hayırlı olanınızdır. Ben eşlerine karşı en hayırlı olanınızım. Sizlerden hanımlarına iyi davrananı en iyiniz, onlara kötü muamele edeniniz ise en kötünüzdür.” diyerek Müslüman bireyin aile konusundaki sorumluluğunu hatırlatmıştır.


c. İtaat ve İstişare

İtaat ve istişare aile kurumu için en güvenli limandır. Cahil Kapitalist Dünyada “günümüz kadınını şöyle bir noktaya getirmiştir: Kocasına değil patronuna güvenen, bir başka ifade ile koca merkezli değil, patron merkezli bir kadın tipi ortaya çıkmış ve bu tip, kocasından başka herkese karşı itaatkâr ancak kocasına karşı ise isyankâr bir davranış tarzı geliştirmiştir.

İstişare İslam ailesinin adeta temelini oluşturur.

Sanayi devrimi ile açılan çalışma alanları, geçim sıkıntısı dolayısıyla eğer ihtiyaç varsa, ailesini ihmal etmiyorsa eşler arası kabullenme ile çalışabilir. Kişilerin kendi kararıdır. Ama bu sorumlulukların yerine getirilmesi ve ailenin ihmal edilmesi şeklinde olursa ileride aile zarar görebilir.

Sanayi devrimiyle en ucuz ücretle çalışan kadının yıllarca mağdur edilmesine karşın onun haklarını koruma adına çaba göstermeye çalışan feminist anlayış mutlak özgürlüğü ve mutluluğu, kadının ekonomik özgürlüğüne bağladığından kadını tekrar iş ve aş peşinde koşturmuştur. Böylece kadını zarif ve zayıf bünyesine rağmen erkekle yarıştırmış, hatta yardımcısı olması gereken erkeğin adeta rakibi haline getirmiştir. Bu durum “sanayi toplumunun aile yapısında bir yandan genişten çekirdeğe doğru bir değişim ve daralma kaydederken, diğer taraftan da cinsler arası eşitliğin artışı ve aile içindeki rollerini de değiştirmiştir. Cinslerin yasal ve toplumsal zeminde eşitlenmeye yönelmesi, aileye herhangi bir istikrarlı rol ve işlev atfetmeyi de zorlaştırmıştır. Böylece modern aile yapısı giderek bir kopuş trajedisini besler hale gelmiştir.”

d. Fıtri Değerlere ve Rollere İhtiram

İslam ailesinin en önemli temellerinden biri sorumluluk ilkesidir. Geleneksel evlilik anlayışında, erkek evin dış, kadın da evin iç yöneticisidir. Bu anlamda erkeğin anatomik ve fizyolojik yönlerden kadınlardan farklı oluşundan dolayı ailenin reisi, kadının ve ailenin koruyucusu olarak dışarda çalışarak helal rızk teminiyle, nafaka gibi büyük bir sorumluluk yüklenirken, kadının da evin mürebbiyesi unvanıyla ailenin adeta iç işlerinden; huzur, güven, sükûn ve neslin terbiyesinin vazifesiyle yükümlü sayılmıştır. Akşama kadar dışarıda iş hayatının yükü altında birlikte ezilen karı-koca, akşamleyin evlerinde birbirlerine yönelecek ve birbirlerini teselli edecek ne zamanları ne imkânları ve ne de enerjileri kalmaktadır.

e. Empati, Hüsnüzan ve Affetmek

İslam’ın birçok problemin çözümünde öne çıkardığı en önemli çözücü yöntem, empatidir. Kendini onun yerine koymak, “kendin için istemediğini başkasınada istememek, kendi için istediğini kardeşine de istemek” ilkesi her konuda çözücü bir güce sahip olduğu gibi, aile problemlerinde de aynı güce sahiptir.

Eşlerin birbirlerine sevgi, anlayış ve sabırla davranmalarının tavsiye edilmesi

O gün yemek yapılmamış olabilir, ev temiz olamayabilir, bunlar hoş karşılanmalı problem haline getirilmemelidir. Eşlerin geçimli olması, olur-olmaz şeylere karşı alınganlık göstermemesi ve empati kurabilmesi gerekir. Hanım kocasından imkânları kısıtlı ise lüks bir hayat yaşatmasını beklememeli, bu hususta ona psikolojik baskı yaparak onun gayr-i meşru yollardan para kazanmasına sebep olmamalıdır. Bu durumlarda en güzel ilaç sabırdır. Öfkenin üstüne öfke ile gidildiği takdirde cinayete kadar varan ve kişinin dünyasını da âhiretini de yıkan vahim ve telafisini imkânsız olaylar meydana gelebilmektedir. Her gün ekranlara yansıyan elîm hâdiseler bunun şahitleridir. Bunun için Allah Teâlâ, Kur’ân’da Hz. Eyüb (a.s.), Yâkub (a.s.), Yûsuf (a.s.) gibi peygamberleri sabır timsali olarak zikretmiştir.


f. Kanaat ve Sabır

Eşlerden herhangi birinden bir kusur vuku bulduğunda: “Onlar sizin örtünüz, siz de onların örtüsüsünüz.” emriyle o kusuru örtmeli veya görmezlikten gelmelidir. Seküler dünyanın, kapitalizmin modern aileye vurduğu en büyük darbe, mevcut olanla kanaat edip onunla mutlu olma yerine, elde olmayanı elde etme hırsı ve çabasıyla hayatı mutsuz ve yaşanmaz hale getirmesidir. Onun için kadın ve erkeğin, gece gündüz demeden para elde etmek ile mutluluğun elde edileceği zannı hep yanıltıcı ve sonuçsuz kalmaktadır. Çok paranın mutluluk getirmediği konusu yüksek boşanma oranlarının en çok refah seviyesi yüksek olan zengin toplumlarda çıkması bunun en büyük delilidir.

g. İsraf ve Aşırılıktan Kaçınmanın Öğütlenmesi

Öncelikle yuva kurulma aşamasında israftan kaçınılarak, gençlerin borç yükleri ile en güzel yıllarını sıkıntı içinde geçirmelerine ve birbirlerini ya da ailelerini suçlamalarına sebep olunmamalıdır. Gerek evlilik aşamasında gerekse evlendikten sonra eşler kendi ekonomik durumlarını ve bütçelerini göz önüne alarak harcamalarını dengeli bir şekilde yapmalıdırlar. Eşlerin çevreye ve reklamlara özenerek altından kalkamayacakları borç yükünün altına girmeleri, vaktinde ödeyemedikleri takdirde borç sarmalına girip iflas etmelerine, haciz ve kredi kartı batağı gibi yuvanın yıkılmasına, hatta intiharlara yol açabilen sorunlara yol açmaktadır.


Aile İşlevinin Başka Kurumlarca Yürütülmesi

Yaşlanmış olan anne ve babaların huzurevlerine, çocukların ise yuvalara ve evli çiftlerin de akşama kadar iş yerlerinde günü geçirmeleri, aile kurumunu olumsuz etkileyerek adeta işlevsiz hale getirmektedir. Modern aile, kendisine ait birçok görevi özel veya kamu kurumlarına devretmekle hem kendi özünden hem de dış etkilere karşı aileyi bir sığınak ve dayanışma alanı olmaktan uzaklaştırmıştır.

Rol - Modelsiz Büyüyen Çocuklar

Modern dünyada özellikle de gelişmekte olan ülkelerde boşanma ve evlilik dışı doğan çocuk oranları artmakta, bu durum ise birçok problemi de beraberinde getirmektedir. En başta çocukların sağlıklı ve güvenli olan aile ortamlarını kaybetmelerinden kaynaklı olarak sosyalleşme süreçleri olumsuz etkilenmektedir. Zira tek ebeveynli veya parçalanmış ailelerde yetişen çocuklar sosyalleşmeye ilişkin ciddi sorunlar yaşamaktadır.

Modern dünyada babasız ve sanal dünyada hayali figürlerin tasavvuruyla büyüyen çocukların oluşturduğu bir dünyada, hayalet bir neslin ve keşmekeş, kontrolsüz bir geleceğin varlığı kaçınılmaz olacaktır. Yıllar önce bir psikoloğun anlattıkları;

Çocuk eğitimine ayrılan zamanın ibadet olarak değerlendirilmesi gerekir, tezi sözü çok yerinde ve isabetli bir tesbittir.

Ailenizi ve çocukları ihmal ederek bir hayat yaşarsanız ileride çok zengin olabilirsiniz ama eşiniz ve çocuklarınızı ihmal ederseniz ailenizi kaybedebilirsiniz dengeyi iyi muhafaza etmelisiniz.

İş hayatını bahane etmeden anne–baba, çocuklarına mutlaka zaman ayırmalı, onlarla birlikte gerekirse oyun oynamalıdır. Anne, Allah Teâlâ’nın kendisine lütfettiği annelik şefkatini, çocuğuna göstereceği sevgi, şefkat ve ilgiyi hiçbir bakıcı ve anaokulunun gösteremeyeceğini ya da bunların anne şefkat ve ihtimamının yerini tutamayacağını unutulmamalıdır. Anne, çocuğunun ruhî gelişiminde büyük ehemmiyeti haiz olan bu şefkat ve ilgiyi, iş hayatı gibi hususları gerekçe göstererek kesinlikle ihmal etmemelidir. Zira aile sıcaklığı ve dinî bir ortam içinde yetişen çocuğun şahsiyeti daha sağlam ve ahlâkı daha güzel olacaktır.

Genelde eğitim özelde çocuk eğitimi uzun yıllar sonra meyvesini verir, bundan dolayı muhakkak ihmal edilmemeli, yıllar sonra pişman olacağımız bir hayatı yaşamamalıyız.

Ailenin Huzur Ortamı Olmaktan Çıkmasıyla Evliliklerin Kısa Sürmesi

Modern dünyada evlilikler gittikçe azalırken, mevcut olan evlilikler de ancak 5 ile 9 yıl arasında sürdürülebilmektedir. Ekonomik özgürlüğün artmasıyla ailebirliğinin aksine yalnız yaşam ve dul olarak yaşama oranları kadınlarda dahayaygındır. Modern yaşamın aile üzerindeki etkisi; ailenin iki ana unsuru olan kadın ve erkeği birbirinden ayrı yaşamayı onlar için tek seçenek olarak sunmasıdır. Ayrılan bu çiftler, çoğu köpek olmak üzere evde besledikleri hayvanlarla yalnız-lıklarına çare bulma uğraşındadırlar. Hatta öldükten sonra miraslarını bile bu hayvanlara bıraktıklarına dair haberleri medyada duymak mümkündür.

İslam Ailesinin İnşası ve İstikrarı

Peygamber efendimiz “Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının, evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur" buyurduktan sonra: "Hepiniz çobansınız vegüttüklerinizden sorumlusunuz." diyerek aile ile ilgili çerçeveyi en geniş şekliyle çizmiştir. İslam; aileye, Hristiyanlık’ta olduğu gibi tamamen dini bir kurum olarak bakmaz, aynı zamanda onu sağlam esaslara dayalı kutsal ve hukuki bir müessese olarak tanımlar. Aileyi toplumun temeli kabul ederek hem Müslümanların bireyolarak huzur içinde yaşamaları ve çeşitli kötülüklerden korunmaları, hem de sağlıklı bir nesil yetiştirmek ve toplumun devamı için en mühim bir kurum olarak kabul eder. İslam’ın aile yapısı, pek çok toplumda olduğu gibi ataerkildir. Ancak İslam dininde, "kadınlar erkeklerin mülkiyetinde bir mal olarak değil, aynı haklara sahip şahsiyetler olarak kabul edilmektedir." İslam, aile kurumu zaman zaman geleneğin etkisiyle kendi özgünlüğünü kaybetse de üzerinde kurulduğu İslam’ın aile temel ilkelerinin hakkaniyetine bir halel getirmemiştir.

Evliliğin Yürümemesi Hâlinde Alınacak Tedbirler

Peygamber efendimiz “Allah Teâlâ’ya en sevimsiz olan helal, boşamaktır” buyurmaktadır.

Günümüzde hemen hemen hiçbir ciddi sebep olmadan boşanmaların yaşandığını ve hızlıca da arttığını görmekteyiz.

Bütün yollar denendikten sonra boşanma olayı son çare olarak görülmelidir. Ama maalesef ilk çare olarak görülmeye başlandı. Bunun sebepleri çok fazladır ama genel olarak ilk hata "Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, diğerleri de yanlış gider’’ sözü gereği ilk başta evlilikten ne bekliyoruz, evliliği ne üstüne kuruyoruz gibi başta soracağımız bu sorulara doğru cevaplar vermemiz gerekmektedir.

Erol Savaş


Yararlanılan Kaynaklar;

1- Ahmet KÜÇÜK, Dergipark,Günümüzde Aile ve Kur’an’dan Örnek Aileler
2- Cuma KARAN, İlahiyat Akademi Dergisi, Modern Ailenin Çıkmazları ve İslam Ailesi
3- HAZIM KORAL, İslam'da Aile, 11 Mayıs, 2018
4- Hüseyin Bülbül, İslam’da Ailenin Önemi, 1 Kasım 2017
5- İbrahim KUTLUAY Hz. Peygamber’in Hadislerinde ve Sünnette Ailenin Korun-ması ve Neslin Devamı İçin Alınan Tedbirler

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız