İSLAM'A GÖRE İNSAN PSİKOLOJİSİ

Kitabına Kur’an-ı Kerimde Allah’ın insan ruhu üzerine düşünmeyi emrettiğini1 belirten yazar, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde insan psikolojisi ile ilgili pek çok işaret olduğunu vurgulamış ve bu kitabını ve bunun dışındaki bazı kitaplarını(örn. İslam Eğitiminin Metodu) yazmasının sebebini de bu alanda fazla çalışmanın olmamasına ve bu mevzunun kafasını kurcalamasına bağlamıştır.

Bundan sonra da Kur’an ın bir eğitim ve emir kitabı olduğunu vurgulayan yazar bunun salt bir konuya endekslenemeyeceğini Kur’an’ın içinde pek çok şeyi barındırdığını belirtmiş, ancak ‘Kur’an da her şey vardır. Elektrik, füze vb şeyler hep Kur’an da mevcuttur’ diyenleri de ciddi bir biçimde tenkid etmiş ve Kur’an’ın bu tür şeylerden münezzeh olduğunu söylerken onun hiçbir bilimden yararlanmadığını içinde bulundurduğu bilimsel şeylerin de insanı tefekküre ve insanı yaratıcısına hamd etmeye itmek için var olduğunu savunmuştur. Kur’an’ın sade bir nazariyeler kitabı olmadığını da vurgulayan Kutub, psikoloji sahasında çalışmalar yapan insanların insan üzerindeki değerlendirmelerinin kısırlığına dikkat çekmiş, bunları eleştirmişse de içlerinde onların yaptığı en doğru sınıflandırmanın Gestalt Psikolojisi olduğunu da eklemiş.

ÖNCE… İNSAN NEDİR?

Bu bölümde insanın ne olduğu sorusuna cevap arayan yazar, bu konuda önce Bakara suresinin 30.ayetini2 zikrederek İslam’ın insan tanımına değinmiş, sonra da Batılıların sakat insan anlayışlarının sonuçlarına yer vermiştir. Daha sonra Alexis Carrel’dan alıntı yapan yazar, Carrel’ın fen ilimleri ile insani ilimler arasındaki farkı ortaya koyan düşüncelerine kitabında yer veriyor. Carrel’a göre maddi ilimlerin son derece tutarlı ve hızlı bir gelişme göstermesine karşın, insanı inceleyen bir tek ilmin olmaması ve gelişiminin yavaş olması tamamıyla insan yapısının çok karmaşık olmasından kaynaklanıyor. İnsanın bu kadar meçhul olması da insanın faydası için kurulan medeniyetin kendini memnun edememesiyle sonuçlanmıştır. Oysa insan faydası için kurduğu bu dünyada bedbaht, ahlaken yozlaşmış ve zekaen de dejenere olmuştur. Ona göre bunun sebebi insanı tanımlarken herkesin insanın bir yönünden tutup insanın tanımının o olduğunu iddia etmesidir. Elbette bunun sonucu olarak normal ve anormal tanımları değişmiş ve insan tanımıyla birlikte insanın yaşantısı da allak bullak olmuştur. Carrel’ın bu düşüncelerini zikrettikten sonra Kutub, Freud’un insanı tekbir yönle ele alan, tamamen bilinçaltından ibaret olduğunu iddia eden görüşünü de eleştirerek, insanı tek yönlü olarak değerlendirmenin yanlışlığına dikkat çekmiş. Bu bölümde insanın benzersiz bir varlığına dikkat çeken yazar, onun diğer varlıklarla birlikte değerlendirilmesinin çok yanlış olacağını vurgulamış. Bundan sonra da insanın çift yönlü bir varlık olduğunu belirten Kutub, farklı taraflardan insana bakış açısına da dikkat çekmiş onların yaptıkları tanımların eksikliğine vurgu yapmıştır. 

İÇİÇE BİR TABİAT

Bu bölüme bir ayetle3 başlayan yazar, insanın iç içe bir tabiata sahip olduğunu belirterek insanı hayvanlardan ayıranın meleki yapı olduğunu söylemiş bunu da Allah’ın insanı yaratırken üflediği ruha bağlamış ve bu ruhi yönün delillerinden biri olarak ta bizzat insanların dillerindeki duygu ifade eden sözcükleri vermiştir. Daha önce insanın eş tabiatlı olduğunu söyleyen Kutub bu tabiatların kendi istikametinde hareket eden iki unsur olmadığını belirtmiştir. Ona göre bu iki unsur özelliklerini Allah’ın ruhu ve çamurdan almaktadır. Bunların tezahürü olarak insan yer içer ve cinsel aktivitelerde bulunur. Fakat bu fiillerde insana has olan seçme ve kontrol mekanizması vardır. Daha sonra ruh ve çamurun etkileri üzerinde duran Kutub, çamur yönünün insanı nasıl dünyaya bağladığını, ruh yönünün de nasıl duygulara(sevgi, aşk, nefret vb) sebep olduğunu vurgulamış, her iki unsurun arasında gidip gelen insanın belli bir müddet olması veya psikolojik anormalliklerden uzak kalması kaydıyla hala insan olduğunun üzerinde durmuş.(yani ruhi yönde kalmaya çalışmaması veya bedeni yönde ısrar etmemesi kaydıyla) Bu konunun özü olarak ta insanın maddi ve manevi yönlerinin birbirinde ayrılarak değerlendirilmesinin bir hata olduğunu vurgular. Çünkü ona göre insan bu ikisinden meydana gelen bir varlıktır. Bu düşünceyi kanıtlamak isteyen Kutub, insanın ekonomik, sosyal ve siyasi olaylarda ahlakın nasıl da etkili olduğunu, dolandırıcılık, yolsuzluk vb örneklerde de bunun ne kadar sık karşılaşılan bir durum olduğunu delil olarak getirmiş. Bununla birlikte kişinin ibadetlerinin de bu duygular çerçevesinde döndüğünü, ahlaki ve ruhi bir temele dayanmayan işlerin illa ki başka duygularla karşılaşacağını söylemiş. Sonucunda da komünizm, kapitalizm gibi kişisel arzu ve heveslerin karıştığı yönetim biçimlerinin doğduğunu da hatırlatmış. İnsanın ruh ve cesetten meydana geldiğini kavrayamayıp bir yöne yönelenlerin ne hale düştüklerini (Avrupa ve Amerika(cesed)Hinduizm ve Budizm(ruh)gibi)göstermiş, İslam’ın bunları bir arda tutan yegâne nizam olduğunun altını çizmiştir. Ayrıca İslam’ın bedeni ihtiyaçları gidermeye dahi ruhi bir vasıf yüklediğini belirtmiş buna örnek olarak yeme, içme ve cinsi münasebet öncesinde Allah’ın adını anmayı, yerken, içerken helalinden tercih etmeyi, cinsi münasebeti sevgi ve alakayla birleştirmeyi, namaz kılarken bedenin temiz olmasını, oruçta yeme içmeyi bırakmanın yanı sıra nefse hâkim olmayı, faizin haram olmasını ve alışverişte ve borçlanmadaki adabı göstermiştir. 

İNSANIN RUHUNDAKİ KARŞILIKLI ÇİZGİLER

Kutub, bu bölüme insan ruhunun birbirinden zıt ve karşılıklı çizgilere sahip olduğunu belirterek başlamış ve önceki bölümdeki kesin konuşmasının yerinin bu bölümde tahmine dayalı bir üslup kullanacağını da eklemiştir. Birbirine zıt olan bu duyguların bir arada bulunacağını iddia eden(ambivilance nazariyesi) Freud’un bu görüşünü de mesnetsiz olmakla suçlayarak reddetmiş, daha sonra bu karşılıklı çizgileri başlıklara ayırarak incelemiştir.

KORKU VE ÜMİT

Kutub’a göre insan korku ve ümit duygularına sahip olarak doğar ve hayatı boyunca(diğer tüm duygularda da olduğu gibi) bu ikisi arasında gidip gelir. İnsanın hayatına da bu iki duygu şekil verir. Mesela yakın zamanda doğmuş bir bebeğin annesinin memesini emmesi ve ondan uzak kaldığında ağlaması tamamıyla bu duygularla alakalıdır. Bebek sütün varlığını bilerek onu ümit eder ondan ayrı kalmanın da korkusunu yaşar. Yani insanda ilk ortaya çıkan en belirgin iki duygu bunlardır. Ayrıca burada yazar, Freud’un sevgi ve nefret kavramlarını yanlış yorumladığını belirterek onun her şeye cinsellik gözüyle bakmasını şiddetle eleştirmiştir.

SEVGİ VE NEFRET

Yazar’a göre sevgi ve nefret de insanın doğasında yer alan hatta neredeyse korku ve ümit kadar etkili duygulardır. Ancak birbirinden çok farklı yönleri de vardır. Ayrıca Freud’un iddia ettiği gibi birinci derecede insan psikolojisini teşkil eden çizgiler değildir. Sevgi ve nefret duygusu, korku ve ümit duygusuyla örtüşmek durumunda değildir. Zira bir insan nefret ettiği kişiden korkmak zorunda olmadığı gibi, ümit beslediği birini de sevmek zorunda değildir. Bununla birlikte Kutub sevgi ve nefretin, korku ve ümidin his sahasında oluştuğunu ardından ruh sahasına intikal ettiğini savunmuştur. Burada da Freud’a tekrar bir eleştiri getirerek bu sevginin onun iddia ettiği gibi cinsellikten kaynaklanmadığını savunmuştur. Hem dişi hem erkek çocuğun annesine sevgiyle yönelmesinin Freud’un bu teorisinin sakatlığını ortaya çıkardığını dile getirmiştir. Yine Freud’a eleştiri getiren yazar, çocuktaki sevgi ve nefretin sebepsiz olduğunu reddederek her iki duygunun da belirli sebeplere sahip olduğunu ısrarla söylemiştir. Çocuğun sevgi gelişimine de dikkat çeken Kutub, anne ve babayla başlayan sevgi döngüsünün Allah’a kadar uzanarak asıl maksadına ulaştığını belirtmiş, bu maksada ulaşınca da insanın yapamayacağı şeyin kalmayacağını ve kendini bu yolda feda dahi edebileceğini de eklemiştir.

DUYGUSALLIK VE MANEVİYATÇILIK

Bu bölüme Julian Huxley’den alıntı yaparak başlayan yazar, bu bölümde Huxley’in insanın düşünme, sosyalleşme gibi konulardaki becerisinin hayretengiz haliyle ilgili bir sözüne yer veriyor. Bundan sonra Allah’ın insanı nasıl belli bir düzene göre yarattığını belirttikten sonra psikolojik unsurların bedensel unsurlarla birlikte geliştiğini anlatırken, cinsel olgunluğun diğerlerine göre geç geliştiğini bunun da yeni bireyler yetiştirmek için insanın belli bir olgunluğa ermesi gerektiği için olduğunu söylüyor. Ayrıca Kutub, her türlü beşeri faaliyetin duyusal olarak başladığını ve maneviyata geçtiğini belirterek hiçbir zaman insanın bir tarafta bulunmadığını manevi maddi alanlar arasında sürekli gelgitler yaşadığını vurguluyor. Buna örnek olarak yeme içgüdüsüne sahip insanın yemeği seçmesini, yerken de belli bir adaba uymasını veriyor. 

DUYULARIN KAVRADIĞI VE KAVRAMADIĞI

Bu bölümde yazar, kimi insanların duyularıyla kavradığı şeylere kimilerinin de bunun ötesine(gabya) iman ettiğini vurgulayıp her ikisinin de insan fıtratında var olduğuna dikkat çekmiştir. Bununla birlikte gaybi yönü reddetmenin ne büyük hüsranlar getireceğini Avrupa’yı örnek gösterermiştir.

GERÇEK VE HAYAL

Kutub, burada insanın duyuları dışında algıladığı şeylerin, hayalin de realiteye bağlı olduğunu savunarak, en uçuk hayallerin bile temelini realiteden aldığını delillendirerek4 açıklamıştır. Ayrıca çocuklukta kurulan bir hayalinde gelecek için bir realite olabileceğini de belirtmiştir. 

BAĞLILIK VE HÜRRİYET

Bu bölümde yazar bağlı olmanın insan hayatını düzene soktuğunu, hürriyetin ise onu durgun ve donuk olmaktan koruduğunu savunmuştur. Ona göre, bu iki kavram her ne kadar birbirlerine zıt görünseler de bir uyum içinde çalışarak insan hayatını düzene sokmaktadır.

MÜSBET VE MENFİ KUTUPLAR

Yazar bu kısımda menfiliğin insanın bedeni yönünden yani topraktan, müsbetliğin ise ruhtan(Allah’ın ruhundan) geldiğini ve bu iki duygunun insan gelişimi için olmazsa olmaz olduğunu savunmuştur.

FERDİYET VE TOPLUMCULUK

Yazara göre bu iki unsur üzerinde en çok tartışma yapılan ve üzerinde pek çok düşünce biçiminin oluşmasına sebep olan şeylerdir. Bu iki duygu insanda fıtraten bulunur. Ona göre bu iki duygu insanda dengeli olarak bulunmalıdır. İnsan ne ferdiyetçi ne de toplumcu olmalıdır. Bunu yapan bazı toplumlar (Kapitalizm-ferd/Sosyalizm-toplum)sonuçlarını ağır bir biçimde görmektedirler. Bunu belirttikten sonra Kutub, bu bölüme kadar verdiği bazı tanımların İslam’da ne kadar muntazam yerli yerine konulduğuna dikkat çekerek, İslam’ın insan yetiştirmekteki mükemmelliğine hayranlığını özet olarak şu cümleyle dile getirmiş: “Bu öyle mükemmellik ki insanı yetiştirirken her şeyi düşünür ve yetiştirdiği insan iman olarak son derece yüce bir makama ulaşarak, dengeli, üretken, cesur, fedakâr bir birey haline gelir.”

HAREKET VE KONTROL MEKANİZMASI

Yazar bu bölümde ruh ve beden arasındaki ilişkiden doğan sonuçlara eğilerek, bazı sorulara cevap bulmaya çalışmış ve sonunda insanı ışık ve maddenin birleştiği bir yapıya benzetmiş. Ayrıca insanın da tıpkı bir makine gibi olduğunu onu hareket ettiren ve durduran bazı etmenlerin bulunduğunu iddia da etmiş. Bu sırada kontrol mekanizmasının dışarıdan geldiğini savunan psikanalistlere (dolayısıyla Freud’a) eleştiri getirmiş. Ona göre hiçbir duyu dışarıdan gelmez. Doğuştan vardır. Sadece harekete geçirilmesi gereklidir. İşte tam burada dış kuvvetler iş yapar. 

HAREKET MEKANİZMASI

Yazar bu bölümde Allah’ın insanı bir sorumluluk yüklenmek için yarattığına, bu sorumluluğu yüklenmek için de bazı merhalelerden geçmesi gerektiğine dikkat çekerek insanı iten ve çeken bazı kuvvetlerin olması gerektiğini vurgulamış. Ona göre bu iki güç(iten) ‘elem’ ve (çeken)‘zevk’tir. Yani insan kendine elem veren şeylerden kaçar ve kendini çeken zevklere de koşar. Bu ikisi birbiriyle iç içedir. Örneğin insan hem ölmemek için hem de zevk aldığı için yer. Ya da hem kendini savunmak için hem de karşı üstün gelmek için savaşır.

KONTROL MEKANİZMASI

Yazar’a göre insan, sadece kendini hareket ettiren mekanizma ile Allah’ın halifesi6 olma görevini yerine getiremez. İnsanın bu görevini yerine getirebilmesi için bir de kontrol mekanizması gereklidir ki bu mekanizma fıtratta mevcuttur. Ancak mevcut olan bu mekanizma içgüdüler gibi kısa sürede ortaya çıkmaz. Zamanla çevresel eğitimle gün yüzüne çıkar. Ayrıca bu olay dışarıdan insanda olmayan bir şeylerin ona empoze edilmesi değildir. Nitekim öyle olsa idi karşılık bulamazdı. Yani ona göre bu mekanizma biyolojiktir, fıtridir. Çocukken şuur dışı iken zamanla şuur kazanır.

İNSAN HAYATINDA SEVK VE KONTROL MEKANİZMASININ BİRLİKTE FAALİYETİ

Yazar genel olarak bu bölümde insanın hayvandan farklı olan yönlerine değinmiş onlara örnekler vererek orta ölçekli bir biçimde açıklamış. Onlardan bazıları şunlardır:

-İnsan yeme, içme, cinsel ilişkide bulunma, barınma gibi ihtiyaçlarını tatmin ederken içine duygularını da katar ve vakıaya estetik bir yan oluşturur.
-İnsanın tayin kuvveti vardır yani dilerse yemeğini biriktirir, dilerse hiç yemez veya bunu erteler. Oysa hayvanın böyle bir kuvveti yoktur.
-İnsan yemeğini değiştirir, işler. Evini dizayn eder, süsler. Hayvan ise yiyeceğini ham olarak tüketir. Barınağını ise olduğu gibi (işe yarar olduğu müddetçe) kullanır.
-İnsan öldürürken de farklı öldürür. Silahlar geliştirir ve bir hukuk izler. Hayvan ise belli başlı sebepler için öldürür ve soykırım, katliam yapmaz.
-İnsan sivrilmek ister. Bunu yaparken pek çok yeteneğini kullanır. Hayvan ise tek bir yönüyle kısıtlı sebepler için sivrilmek ister.

DİN VE FITRAT

Kutub bu bölüme Allah inancının insanın fıtratında var olduğunu, buna rağmen pek çok insanın başka başka yollara saparak yanlışlara düştüğünü belirterek başlamış. Daha sonra da insanı ve evrenin Allah’a itaat ve ibadet noktasında ayrıldığı noktalara temas etmiş, insanın evrendeki diğer varlıklardan farklı olarak seçme yetisinin bulunduğunun üzerinde durmuştur. Ayrıca insanın acizliğinin merhalelerinden bahsetmiş, onun acizliği ile birlikte büyüdüğüne dikkat çekmiştir. Bununla birlikte acizliği yüzünden insanın farklı şeyleri(doğal afetler, doğa olayları gibi) rab edindiğini de belirtmiştir. Bunu yapmaya insanı iten şeylerden birinin de dış etmenler olduğunu söylemiştir. Ayrıca dinin fıtrattan gelen bir şey olduğunu vurgulayarak, Freud’un Oidipus, Elektra, repression7 gibi görüşlerine şiddetle karşı çıkıyor. İlerleyen kısımlarda insanın bir dünyevi bir de uhrevi yönünün olduğunu vurgulayan Kutub, İslam dinindeki hiçbir ibadetin sadece birini kapsamadığının altını çizmiş. Dünya ve ahretin asla birbirinden ayrılmadığını da ısrarla belirtmiştir.

YÜCE DEĞERLER

Kutub bu bölümde yüce değerlerin fıtraten insanda bulunduğunu fakat dış etmenlerle beslenerek zenginleştiğini savunmuş ve Freud ile Realistlere uzun ve ağır eleştiriler getirerek yüce değerler dediği değerlerin dış baskı ile oluştuğu fikrini şiddetle reddetmiştir.

SAPIKLIK VE ANORMALLİKLER

Bu bölümde anormal tiplerden bahsedeceğini bildirerek sözüne başlayan yazar, bundan önceki bölümlerin normal tipleri içerdiğini vurgulamıştır. Ayrıca anormalliklerin bulunmasının hikmetlerinin de açıklamaya çalışmıştır. Kutub bu bölümün asıl konusunun ne olduğunu belirtirken, kusursuz hiçbir şeyin bulunmadığını (beden veya ruh) ancak bunun Freud’un dediği gibi tüm insanların arızalı olduğu anlamına gelmediğini vurgulamış ve anormallikle sapıklığın ayrımını yapmıştır. Bunların kesin çizgilerle ayrılmadığını söylerken anormalliğin ruhun veya bedenin işlevlerine engel olmadığını fakat sapıklığın ruhu işlevlerine engel olduğunu savunmuştur. Buna örnek olarak kişinin sadece ruhi yönüne veya bedeni yönüne yönelmesinin bir anormallik olmasını göstermiştir. Ayrıca buna modern Avrupa’dan ve antik Mısır’dan destekler getirerek, Eski Mısır’da insanların istedikleri her türlü şeyleri yaptıktan sonra bir saat mabette ağlayarak kendilerini tatmin etmelerinden bahsetmiştir. Bunu da ‘Bir saatini Tanrıya bir saatini gönlüne ayır.’ sözüyle özetlemiştir. Böylece laik bir anlayışın sakatlık olduğunu vurgulamıştır. İlerleyen bölümlerde de ‘karşılıklı çizgiler’ adını verdiği duygulardan herhangi birisine fazla yüklenmenin de anormallik ve sapıklık getireceğine değinmiştir. Buna örnek olarak hak etmeyen birini sevmeyi, gereksiz yere birinden korkmayı göstermiştir. Ayrıca kapitalizm, komünizm gibi düşüncelerin de bunlardan olduğunu iddia etmiş, Kutub bu bölümde son olarak da psikolojik anormalliklerin dört ana sebebi olduğunu savunmuş ve onları şöyle sıralamıştır:

-Birincisi ve en önemlisi topluma hükmeden sistemin bozuk olması.

-Allah’a inanmayan ve O’nun gösterdiği yolda yürümeyen düşünce sistemi.

-Kötü eğitim.

-Doğuştan var olan hastalıklar veya bozukluklar.

Ardından da Batılı psikologların anormalliklere olan bakışının sakatlığını dile getiren yazar, onların normali anormal, anormali de normal gördüklerini söyleyerek bu konudaki sığlıklarını tezatlıklarını eleştirmiş.

İNSAN RUHUNDA HAYIR VE ŞER DUYGUSU

Kutub bu bölüme hayır ve şer mefhumunun nasıl anlaşıldığını sorgularken, hayır ve şerrin kişilerin çıkarına göre değiştiğini savunan Kapitalizmi, zevklerine, özelliklede cinsi isteklerine göre değiştiğini savunan hazcı ekolü ve Freud’u, bu konuda bireyin hiçbir öneminin olmadığını savunan toplumcuları ve Durkheim’ı, ekonomik çıkarlara endeksleyen Marx’ı, insanın bedeni yönünü görmezden gelen ve toplumsal hayatta hiçbir pratiği bulunmayan Hinduizm ve Budizm inancını eleştirerek başlıyor. Daha sonra yine insanın çamur ve ruh dengesinden bahseden yazar, hayır ve şer duygusunun fıtratta bulunduğunun altını çizmiş ve insanla hayvan arasında gidip gelen insanlardan bahsederek, bu gidiş gelişi ayetlerle8 örneklendirmiş.

İNSAN BÜNYESİNDE DEĞİŞEN VE DEĞİŞMEYEN DEĞERLER

Bu kısımda Kutub, insanın fıtratından gelen duyguların ve gereksinimlerin değişmeyeceğini fakat onları tatmin yollarının değişebileceğini vurgulamıştır. Buna örnek olarak kişinin mesken ihtiyacını eskiden basit evler, çadırlar, mağaralar ile giderirken, bugün görkemli binalarla karşıladığını göstermiştir. Bunların tatmininde fıtratın dışına çıkıldığında ise ne tür rezillik ve aşağılılıklara maruz kalacağını da bugünün Avrupa’sını ve Amerika’sını göstererek eleştirmiştir.9 

İNSANIN İNSANCA YORUMU

Yazar bu bölümde kendi deyimiyle Neodarwinist Julian Huxley’in ‘Modern Dünyada İnsan’ adlı eserinden alıntıda bulunarak ‘Artık Darwin’den sonra kendisinin bir hayvan olduğunu kabul etmeyen kimse bulunamaz’ sözünü şiddetle tenkid etmiş ve Darwinist ekol yüzünden sonrasında gelişen akımların insanı hayvan kategorisine sokmasına eleştiri getirmiş.

GERÇEKLE HAYAL ARASINDA

Yazar kitabın bu son bölümünde kitap boyunca ortaya koyduğu insan tiplemelerinin gerçekliğinin bulunup bulunmadığı sorusu kararlılıkla yanıtlamış ve tıpkı Anatomi ve Tıp’ta olduğu gibi sağlıklı olan psikolojiyi çizdiğini ve buna uymayanların da tedavi için İslam’ın öğrettiği yolları uygulaması gerektiğini savunmuştur. Ancak buna uymayanların hasta olmalarının veya anormalliklerinin çok da kolay bir hükümle belirlenemeyeceğini ve insanın mükemmele ulaşma çabasında olduğunu kendisinin de bunu hedefleyerek bunları söylediğini belirtmiş ve insan psikolojisi alanında en iyi örneğin Hz. Muhammed(SAV)olduğunu belirterek kitabını bitirmiştir.

Muhammed Raşid Akbulut

İSLAM’A GÖRE İNSAN PSİKOLOJİSİ (İNSAN PSİKOLOJİSİ ÜZERİNE ETÜTLER)
KİTABIN YAZARI: MUHAMMED KUTUB
TERCÜME: AKİF NURİ
SAYFA SAYISI: 436
KİTABIN YAYINEVİ: HİCRET
BASIM YILI: 1973


1. Zariyat-21,Fussilet-53,Şems-7,Yusuf-53,Nisa-28

2. ‘Hani Rabbin meleklere:’Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.’demişti.’

3. ‘Hani Rabbin meleklere demişti ki:’Ben çamurdan bir insan yaratacağım, onu düzgün yapıp, ruhumdan ona üfürünce siz de ona secde edin.’’Hicr-28,29

4. Hayali olarak kurulan uçarı bir yaratık bile gerçek hayatta yaşamasa bile yaşayan canlılara ait bir özelliği veya bir uzvu(göz, saç, kulak vb)mutlaka barındıracaktır.

5. Kitabın yazıldığı 70li yıllar göz önüne alınmalıdır. Zira o zaman Sosyalizm ve Komünizm bir devlet bazında ayakta idi.

6. Bakara-30

7. Sigmund Freud tarafından ortaya atılan din dâhil olmak üzere her türlü düşünce ve duygunun temelinin cinsellik olduğunu vurgulayan nazariyenin terimleridir.
Oidipus: Erkek çocuğunun annesini babasından kıskanarak annesiyle birlikte olmak istemesi.
Elektra: Kız çocuğunun babasını annesinden kıskanarak babasıyla birlikte olmak istemesi.
Repression: Her iki çocuğun da(kızın annesine erkeğin babasına karşı olan)nefretinin sevgiyle birlikte olması hali.

8. Beled-10, İnsan-3, Şems-7-10, Tin-4-5
9. Yazar bu konuda en büyük eleştirisini kadına özgürlük adı altında kadının bir obje olarak çıplaklaştırılmasını, erkekle eş görülerek aile içindeki travmalara sebep olmasını ve bu ailelerin mahsulü olan cinsiyet bozukluğu başta olmak üzere pek çok sapıklık içeren çocuklarının olmasına sebep olan güruha yapmıştır.

tefsir dersleri

Yazanlarımız