MEDRESEDEN MEKTEBE MAARİF MİRASI

medreseden mektebe

Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinin resmî ve sivil müesseselerinin Osmanlı'dan bağımsız düşünülmesi ve değerlendirilmesi doğru bir yaklaşım olmaz. Modern Türkiye'nin ayağa kaldırarak inşa ve ihya ettiği devlet kurumlarının temelinde, geçmişten devralınan mirasın katkısı büyüktür. Bu nedenle, eğitim sistemini oluşturan unsurların, sistem yaklaşımı çerçevesinde birbirini etkileyen ve bir sonraki döneme tevarüs eden müktesebat olduğu ilkesinden hareketle, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e intikal eden ve Türk eğitim sisteminin temel yapı taşı konumunda bulunan medreselerin çok mühim görevler ifâ ettiği aşikârdır.

3 Mart 1924 tarihinde yayımlanan Tevhîd i Tedrîsât Kanunu'na kadar varlığını devam ettiren medreselere hak ettiği değeri vererek atadan kalan mirasa sahip çıkmak, asırlar süren tecrübe ve emeğe hürmet göstermek anlamına gelmektedir. Öte yandan, Tevhîd i Tedrîsât Kanunu ile birlikte medreselerin kapatılmasına ilişkin ileri sürülen bazı gerekçelerin bir takım çevreler tarafından makul görülmesi mümkün iken medrese geleneğinin asırlar süren birikim ve tecrübesinin redd i miras suretiyle yok farz edilmesi akıllıca bir tutum olmasa gerektir. Nitekim bu miras gökten zembille inmemiş; Sultan Orhan Gazi'nin Milâdî 1330 senesinde İznik'te kurduğu ilk medreseyle başlayan ve altı asır boyunca üç kıtaya yayılan zengin birikim ve tecrübeyi ifade etmektedir.

Her ne kadar Tanzimat'la birlikte Batı tarzı mektep ihtiyacının ortaya çıkmasıyla medreseler gözden ırak tutulmuşsa da, mekteplere olan ihtiyacın belirlenmesinde, mekteplerin yaygınlaştırılarak çeşitlendirilmesinde ve mekteplerdeki eğitim öğretimin yürütülmesinde öncü görev yine ilmiye mensuplarına, yani müderrislere düşmüştür. Nitekim gerek mektepleşme sürecini başlatan yönetici kadronun ve gerekse mekteplerin açılışıyla birlikte ihtiyaç duyulan eğitimci kadrosunun önemli bir kısmının da ilmiyeden temin edildiği bilinmektedir.

Osmanlı Devleti'nin batılılaşma hedefi doğrultusunda askerî alanda başlatmış olduğu yenileşme ve modernleşme çabalarının, zamanla diğer alanlara da sirayet etmesi kaçınılmaz olmuş, dolayısıyla Osmanlı eğitim sisteminin omurgasını oluşturan medreseler de bu değişim ve yenileşmeden payını almıştır. II. Mahmut döneminde maarif alanında başlatılan yenileşme ve modernleşme hareketinin öncüsü konumundaki askerî okulların ardından, değişik alanlara ait mekteplerin hızlı bir şekilde ülkenin dört bir yanına yayılmış olmasına ve II. Meşrutiyet'e kadar devam eden bu süreçte bilinçli olarak medreselerin bu sürecin dışında tutulmuş olmasına rağmen, medreselerin ıslahatına ve yenileşmesine duyulan ihtiyaç da bu süreçte olgunlaşmıştır. Dolayısıyla medreselerde yeniden yapılanmaya/ıslahata duyulan ihtiyaç, aynı zamanda Batı tarzı yeni mekteplerin açılma ihtiyacını doğurmuş, tesis edilen Batı tarzı/ modern mektepler de bir süre sonra medreselerin ıslah edilmesini tetiklemiştir.

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e intikal eden eğitim siteminin en önemli dayanaklarından biri olan ve özellikle II. Meşrutiyet dönemi ile birlikte gerçekleştirilen yapısal değişimler sonucunda tesis edilen son Osmanlı medresesindeki eğitim sistemi, Cumhuriyet dönemi din eğitimi kurumlarının mayasını oluşturan bir niteliğe sahiptir. Her ne kadar gerek Tevhid i Tedrisat Kanunu gerekse Harf İnkılabı ile birlikte geçmişle kurulan bağ resmen kopmuşsa da; altı asırlık medrese mirası, Cumhuriyet dönemine erişen ilmiye mensuplarının güçleri ve imkânları nispetinde gayr i resmî surette korunarak yaşatılmaya çalışılmıştır.

Köklü bir geçmişe dayanan ve asırları kapsayan kurumsal ömrü süresince ürettiği düşünce ve ilmî birikimini tarihin sayfalarına kaydeden medresenin, geride bıraktığı mirasla sağlıklı iletişim kurmak, inişler ve çıkışlar yaşadığı döneme ait tecrübelerden yararlanmak, günümüz din eğitimi problemlerine önemli çözümler sunacaktır. Bu nedenle başta İstanbul Müftülüğü bünyesindeki Meşihat Arşivi olmak üzere Başbakanlık Osmanlı Arşivleri ve diğer arşiv ve kütüphanelerde korumaya alınmış yitik medrese ve maarif mirasının altın sahifeleri, kadirşinas varislerini beklemektedir.

Cumhuriyet dönemi eğitim kurumlarında gerçekleştirilen yapısal düzenlemelerin sil baştan ve geçmişten bağımsız gerçekleştirilmesinin imkânsızlığıyla beraber, maarif alanındaki altı asırlık müktesebatın yok farz edilerek yeni arayışlara girilmesinin zaman ve beşerî kaynaklarının israfına yol açtığı aşikârdır. Nitekim 2000 yıllarda gündemimize giren Çoklu Zekâ ve Yapılandırmacı Eğitim uygulamaları ile ezberci eğitime karşı geliştirilmeye çalışılan pek çok yöntem ve tekniklerin Osmanlı eğitim müktesebatında pek çok karşılığının bulunduğu, yapılan araştırmalar sonucunda gün yüzüne çıkartılmaktadır. En ileri eğitim yöntemlerinin geliştirilmeye çalışıldığı günümüzde birebir eğitim ya da diğer bir ifadeyle bireyi esas alan eğitim yönteminin en başarılı yöntem olarak keşfedilmiş olması, asırlardır medresede uygulanmakta olan müderris talebe ikilisinin diz dize gerçekleştirdiği eğitimin önemini gözler önüne sermektedir.

3 Mart 1924 tarihli Tevhid i Tedrisat Kanunu'nun uygulanma sürecinde resmen ve fiilen ortadan kalkan medresenin miras bıraktığı müktesebatla kurulacak iletişimin, 1 Kasım 1928 tarihinde gerçekleştirilen Harf İnkılâbı ile tamamen kesilmesi nedeniyle, Türk eğitim sisteminin oluşumuna önemli katkılar sağlayan tecrübeden yoksun kalınmıştır. Eğitim sistemimizin kök değerlerini oluşturan ve her ne kadar görmezden gelinse de Cumhuriyet Dönemi eğitim kurumlarının varlık sebebi olan maarif mirasımızın yeniden keşfedilerek ihya edilmesi ve bu mirasın vereceği güç ve sinerjiyle özgün maarif sistemimizin inşa edilmesi önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Bu görev, altı asırlık tecrübeye sırtını dayamak suretiyle elde edeceği öz güvenle, eğitim tarihimize parlak sayfalar ilave edecek bir görevdir.

Dr. Hasan Yıldız/MEB Maarif Müfettişi