MEDENİYET BÜLTENİNİN 46. SAYISI ÇIKTI

medeniyet bulteni 46.sayi

Kıymetli Medeniyet Okuyucuları,

İslâm ümmeti olarak yaşadıklarımızı esasında kendi ellerimizle ettiklerimizin bir muhassalası olarak görmek daha hakkaniyetli bir yaklaşım olacaktır. Zira iyilikler Allah'tan, kötülükler bizdendir.

İslâm coğrafyası bugün zor ve acınası bir durumdaysa bunun en önemli sebebi evvela Müslümanların atalet ve cehalet bataklığında yaşamaya alışmış olmasıdır. Bunda “öteki” diye tesmiye ettiğimiz güruhun, küffar ve Batı'nın çok büyük etkileri elbette ki vardır; dünyayı kasıp kavuran zulüm ve tuğyanın ana kaynağı tabi ki sözünü ettiğimiz bu gruptur, fakat bütün mesele yine de öncelikle bizim kendimizden, özümüzden, vahiy ve sünnetin aydınlık yolundan uzaklaşmış olmamızdan kaynaklanmaktadır. Biz “biz” olarak kalabilseydik, “anasır” illetine kapılıp tefrikaya düşmeseydik, “makam/mevki” ve “vehn” hastalığına yakalanmasaydık ve de Kitab'ın ilk emrine hakkıyla riayet edebilseydik Batı bize bugünkü kadar zarar veremezdi.

Modern çağdaş dünyanın aldatıcı cazibesi en çok da Müslümanları vurdu. Dün zorlukta ve zorlukla imtihan olan bizler, bugün varlıkta ve bollukla imtihan oluyoruz ve ne yazık ki hep de kaybediyoruz. Rahatlık ve kolaylığa alıştık, nimetlere de... Bu alışkanlık ve kanıksama, ataleti doğurdu yahut da atalet bunları…

Müslümanların atalet içinde yaşadığından şüphe yok lakin ataletten şikâyet edip de başka bir noktadan atıl duruma düşmeye gerek yok. Matem tutmaya, ağıtlar yakmaya da gerek yok. Artık her şey bir tarafa bırakılmalı. Diriliş ve silkiniş kaçınılmazdır. Hayatın her alanında diriliş ve silkiniş ise ümmetin, üzerindeki bu atalet örtüsünü bir an önce çekip atmasıyla gerçekleşecektir. O vakit gözlerdeki gaflet perdesi de kalkacak ve ümmet yeniden dirilecektir.

Kıymetli ilim ve düşünce adamı M. Beşir Eryarsoy Hoca, burada kısaca ifade etmeye çalıştığımız hususları çeşitli seminer ve konferanslarında daha ilmî ve entelektüel seviyede anlatmaya gayret etmektedir. Bizler bu nitelikli konuşmaların uçup gitmesine razı olamazdık, bu sebeple istifadelerinize sunmak üzere konuşma kayıtlarını yazıya aktarıp sayfalarımıza taşımaya karar verdik. Hoca'nın “Ataletimizin Sebepleri” başlıklı bu yazı dizisinin çok önemli bilgi, düşünce ve nasihatler ihtiva ettiğini belirtmemiz gerekir.

Çin Halk Cumhuriyeti, 1949 yılından bu yana sistemli bir şekilde yürüttüğü asimilasyon, istila, işgal ve işkence politikalarını son yıllarda daha da artırarak büyük bir insanlık dramına neden olmaktadır. Çin Kominist Partisi'nin yetmiş yıldır tek parti rejimi olarak yönettiği Çin'de türlü türlü zulüm ve işkencelere maruz kalan Doğu Türkistanlı Müslüman Uygurlar, dünyanın gözleri önünde adeta ölüme mahkum edilmektedirler. Birleşmiş Milletler'e göre 3 milyon civarında Müslüman Uygur Türkü, Çin'in 'eğitim merkezi' olarak dünyaya lanse ettiği toplama kamplarında tutuluyor. Etrafı kalın duvarlarla çevrili, güvenlik kulübesinden gözetleme kulelerine ve dikenli tellere varıncaya kadar her şeyin mevcut olduğu toplama kamplarında yaşanan zulümler, trajediler, kültürel ve dinî baskılar dünya medyasına tam olarak yansımış değil, zaten yansıyacak da değil.

İslâm ümmetinin derdiyle dertlenmeyi her zaman için İslâmi ve insani bir sorumluluk bilen bizler, bu sayımızda dosya konusu olarak Müslüman Uygurların dramını ele almayı uygun gördük. Nicelik olarak az olsa da niteliğinden şüphe duyulmayacak dosyamızda İHH Yetim Birimi Başkanı Mehmet Akif Ordulu, Doğu Türkistan Sürgün Hükûmeti Başbakanı İsmail Cengiz, Eğitimci İsmail Ekrem ve Araştırmacı-Yazar Ahmet Emin Dağ Beylerin kaleminden okuyacağınız yazılar, Doğu Türkistan’ın dünü, bugünü ve yarınına dair çok önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Dosyamızın teşekkülünde emeği geçen kıymetli yazarlarımızı hürmetle selamlıyor, kendilerine çok teşekkür ediyoruz.

Yaramız bir değil, bin. Doğu Türkistan'da olduğu gibi Yemen'de de insanlık dramı gök kubbeyi inletir vaziyette. Küresel egemen güçler ve onların işbirlikçi taşeronları dünyanın her yerinde olduğu gibi Yemen'de de el ele verip açlık, zulüm, sefalet ve katliamlarla kirli emellerine ulaşmaya çalışıyorlar. Ezilen, sürülen, ölen yine mazlumlar ve Müslümanlar…

Kendisini İslâm coğrafyası üzerine yazdığı yazılarla yakından tanıdığımız Eğitimci-Yazar Vahdettin Kayğan “Dünden Bugüne Yemen” başlıklı yazısıyla güzel bir Yemen panoraması çiziyor bizlere.

Yeni Şafak Yazarı Taha Kılınç’ın “Gözden Irak, Ama Gönülden Değil” yazısı da Yemen’e farklı bir açıdan bakmamızı sağlıyor. Sayın Kılınç, Yemen’e ve herhangi bir İslâm coğrafyasına yaklaşımımızın “tarih”, “seyahat” ve “sorumluluk bilinci” noktalarında olması gerektiğini tavsiye ediyor.

Bekir Sağlam Hoca'mızın kaleminden dökülen “Arş'ın Gölgesi” isimli yazı okuyanlara manevi doygunluk veriyor. Hoca'nın güzel anlatımıyla insan, o soylu “yedi sınıf”a daha bir gıpta ile bakıyor.

İsmail Demirbaş, aramıza yeni katılan isimlerden. “Peygamberimiz ve Gençlik” yazısından da anlaşılıyor ki akıcı ve etkileyici bir kaleme sahip Sayın Demirbaş. Ümmet Erkan, Ramazan Tuğ, Hayriye Bican, Yasin Yarar, Erdem Akkoç ve Bayram Yılmaz'ın kaleminden dökülenler birbirini tamamlar nitelikte ve bütünselliği olan yazılar. Birbirinden ayrı konuları ele alıyor görünseler de aslında hepsinin de ortak yönleri var. Bir derdin, bir ızdırabın dışa vurumu hepsi de. Milliyetçilikle dindarlık arasında sıkışan gençlik üzerine yapılan eleştiri ile hayatın muhasebesi ve yitirilen değerler üzerine yapılan tefekkür arasında; öze dönüşü, kendimize gelişi, yeniden kaynaklara, esaslara dönmemiz ve fikrederek, fıkhederek silkinmemiz gerektiğini söyleyen yazılar arasında hep bir yakınlık vardır. Bu nedenle bu altı yazıyı birlikte okuyup değerlendirmek daha isabetli olacaktır. Hatta Yılmaz Albayrak'ın eğitim üzerine kaleme aldığı eleştirel yazı da buna dahil edilebilir. Sayın Albayrak'ın ifade etmeye çalıştığı husus sanırım hiçbir duyarlı mümin eğitimcinin yadsıyamayacağı bir gerçek: “Bu nesli ve bu ülkeyi kurtarmak ancak ve sadece bu toprakların değerlerine uygun bir eğitim sistemi ile mümkün olabilir. Bunun da adı akli, fıtri ve bütün insani özellikleri mündemiç olan İslâmi eğitim modelidir.” Fakat burada daha çetin bir mesele var, o da şu: “Bu eğitim modelini nasıl ve ne şekilde uygulayacağız?” Üzerinde düşünülmesi gereken bir soru.

İdris Gökalp'in oldukça sade ve akıcı bir dille kaleme aldığı “Çocuk ve Yalan” yazısını her anne babanın okuması gerekir. Günümüz eğitim modellerinde her çocuk, modern dişliler arasında çiğnenip kaybolmakta. Çocuk psikolojini çok iyi bilmek lazımdır. Onların dünyasına girmeden, onları tanımadan sağlıklı bir eğitim modeli geliştirmek de mümkün değildir. Gökalp'in -bundan önceki sayılar da göz önüne alındığında- eğitim üzerine önemli şeyler söylediği görülecektir.

Medeniyet Vakfı Başkanı Sayın Ömer Küçükağa Hoca ile uzun zamandan beri yaptığımız nehir söyleşiler bu sayıda da devam ediyor. Hoca'nın hatıraları ibretlik sahnelerle dolu. Bu kıymetli hatıraların ilerleyen yıllarda hem bir kitaba hem de bir sinema filmine dönüşmesini umuyoruz. Resul Alan, önceki sayıda gündeme getirdiği “kapitalizmin tüketen insan” konusuna bu sayıda “ihtiyaçlar ve arzu” zaviyesinden bakıyor. Her iki yazı da birbirini tamamlar nitelikte. Yazıdaki fikrî yoğunluk ve başarılı anlatım daha ilk satırlarda dikkat çekiyor.

İsmail Karadurduoğlu, Hüseyin Taşkın Önel ve Ayhan Yavuz Açıkgöz bu sayının şairleri. Muhammed Dalyan “Medeniyet'in 100'ü” adlı yazısında, samimi ve mütevazı bir projeyi gündemlerimize taşıyor. İyi de ediyor doğrusu. Hayır yolunda yapılan sağlıklı ve güvenilir projeleri desteklemek ve beslemek birincil vazifemiz olmalı. Toplumun ıslahı, insanımızın huzur ve mutluluğu için atılmış bu tür hayırlı çalışmaların devam etmesini canıgönülden diliyor, emeği geçenleri kutluyoruz.

Gelecek neler getirir bilinmez. Temennimiz sadece hayır ve mutluluk…

Selâm ve dua ile…

Bülteni İndirmek için tıklayınız.

medeniyet bulteni 46.kapak