BİRLİKTE YOL YÜRÜMEK-1

birlikte yol yurumek 1

İnsanoğlu umumiyetle cemiyet içinde yaşarken bazı değişik sebeplerle tek başına yaşamak ister. Bu, bazen daha iyi ibadet etmek için inzivaya çekilme isteğinden kaynaklanabileceği gibi, bazen ve çoğunlukla daha rahat edeceği ve insanlarla etkileşimin getireceği yorgunluktan kaçınmaktan da kaynaklanmaktadır.

Günümüze baktığımızda dünya genelinde, özellikle gelişen yerlerde, tek başına yaşama isteğinin artan bir eğilim gösterdiğini rahatlıkla görebiliriz. Bireysel yaşama, özgürlük, kendine ait odası olma, kendi dünyası olma vs. şeklinde gösterebiliyor bu durum kendisini.

İnsanın sosyal bir varlık olduğunu göz ardı etmeyen Allah Resulü, bu konu üzerinde titizlikle durmuş ve Müslümanları sosyal bir hayata teşvik etmiştir. Bireyin içinde yaşadığı cemiyet kendisinden başlayarak aile, akrabalar, komşular, arkadaşlar, Müslümanlar, zimmiler ve nihayetinde bütün insanlar olmak üzere genişleyerek büyümüştür.

Müslüman'ın her bir sosyal halka için ayrı hak ve sorumlulukları vardır ve İslam bunlara tek tek dikkat edilmesini öngörmüştür. Bu halkaları koparacak, yok sayacak ya da zayıflatacak her türlü girişimi de yasaklamıştır.1 Günümüzde ise şehirler giderek kalabalıklaşmasına rağmen sosyal ilişkiler oldukça zayıflamış, modern hayatın getirileri insanı daha da yalnızlaştırmıştır. İnsanlar bir arada bulundukları halde adeta aralarında görünmez duvarlar varmış gibi birbirleriyle iletişimden yoksun hale gelmişlerdir. Hâlbuki Müslüman'a yakışan, insanlarla iyi ilişkiler içerisinde olmak ve böylece dünyayı gerçek anlamda yaşanılabilir hale getirmektir. Zira Sevgili Peygamberimiz mümini şöyle tanımlamıştır: "Mümin cana yakındır. (İnsanlarla) yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan kimsede hayır yoktur." 2

Zayıf yaratılmış olan insanoğlu diğer insanlardan uzakta tek başına hayat sürmesi yaratılışına aykırı bir durumdur… Diğer canlılardan farklı olarak yaşamını sürdürebilmesi için insanlarla hem maddi hem de manevi açıdan karşılıklı ilişki içerisinde olmaya ihtiyacı vardır. Aksi takdirde varlığını sürdüremez. Bu yüzden ona, "birbiriyle ünsiyet, ilişki kuran" anlamına gelen "insan" adı verilmiştir. İslam, bireyi olduğu kadar toplumu da dikkate alan sosyal uzanımlı bir dindir. İslam'ın bu boyutu, inanç, ibadet, ahlak ve insani ilişkilerin hepsinde açıkça görülmektedir. "Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık..."3

Nitekim daha iyi ibadet etmek için kendi başına kalıp inzivaya çekilmek üzere Peygamberimizden izin isteyen sahabeler olduğunu ve Efendimizin verdiği cevabı biliyoruz. Allah Resul’ünün ashabından biri, güzel bir vadiden geçiyordu. Vadide suyu tatlı bir dere vardı. Suyun tadı çok hoşuna gitmişti. Karşılaştığı manzaradan da oldukça etkilenmişti. "Keşke insanlardan uzaklaşıp şu vadiye yerleşsem!" demekten kendini alamadı. Fakat hemen ardından Hz. Peygamber hatırına geldi ve onun izni olmadan böyle bir şey yapamayacağını düşündü. Bunun üzerine Resulullah'a giderek durumu anlattı. Allah Resulü kendisini dinledikten sonra ona böyle bir şey yapmamasını söyledi. Çünkü kısa bir süre de olsa Allah yolunda insanlarla omuz omuza verip cihat etmek, tek başına yıllarca namaz kılıp kendini ibadete vermekten daha faziletliydi.4

Toplumla beraber yaşamak zordur, zahmetlidir, katlanmayı, idare etmeyi, fedakârlığı gerektirir. Eğer bir misyonunuz, kendinize göre toplumla beraber yaşama gerekçeleriniz yoksa modern hayatın keşmekeşi ve konforun sunduğu imkânlar, insanın atalete meyleden yönünü harekete geçirip onu yalnız yaşamaya sevk etmekte zorlanmayacaktır. Dinden uzaklaşma, seküler hayat ve onun sonucu sıla-i rahmin yok olması küresel ölçekte yalnızlık diye bir meseleyi karşımıza çıkaracaktır. İngiltere’de Kasım 2017 yılında Yalnızlık Bakanlığı kuruldu. Yaklaşık 9 milyon kişiyi etkileyen bu duruma çare üretmek üzere kurulan bakanlığın tespitine göre bu insanlar, günde 15 adet sigara içmeye denk gelen sağlıksız bir durumla karşı karşıyalar.5

İnsan, toplumda bir takım birliktelikler içinde yaşar. Komşuluk, akrabalık, iş ortaklığı, mesai arkadaşlığı, karı-koca, ebeveyn-çocuk, imam-müezzin, öğretmen-öğrenci, cemaat-üye ilişkisi. Buna bağlı olarak insanın insanla ilişkisinin olduğu her ortamda sorunların olması da mukadderdir. Tartışma, kabahat, gıybet, şekilcilik, adam kayırma, riya, kavga, iftira, günah, işi kötü yapmak, eleştiri, zan, zorlaştırmak, küsmek, itiraz, haksızlık, korkutmak, isyan, takdir etmemek, acelecilik, kızgınlık, cehalet, ayrışma, ayrılma, bencillik. Bu sıkıntılarla, insanın olduğu her yerde, geçmişte de günümüzde de doğuda da batıda da zenginde de fakirde de karşılaşılabilecektir.

İslam, bu sıkıntıları öngörmüş ve buna göre de bir takım çareler üretmiştir.

Af, merhamet, tartışmada üslup, laf taşımamak, ikram, zandan kaçınmak, hediyeleşmek, şefkat, hakkından feragat etmek, işi ehline vermek, birleştirici olmak, gıybet etmemek, ayıpları örtmek, ümit var olmak, kolaylaştırmak, müjdelemek, teenni, ilim, vahdet, mana, sabır, ihlas, ihsan, kardeşlik, selamı yaymak, küsmemek, tebessüm, itaat, takdir, tahammül, teşekkür, sükûnet, istişare, isar...

İslam dünyası haricî ve dâhilî birçok sebepten ötürü bölünmüş durumda. Bizler öncelikle kendimizden kaynaklanan sebeplerden sorumlu olarak bunlara çare üretmek zorundayız. Mezhebi, meşrebi, kültürel, siyasi, kişisel, nefsani, cehalet vs. birçok husus, bizden kaynaklanan ayrılmaların, bölünmelerin, ayrışmaların temel sebebi durumundadır. Hiçbir kimse kendisini ve dinden anladığını İslam’ın tek hakiki temsilcisi ve yegâne doğru olduğunu iddia etmemeli. Her bir Müslüman veya cemaat hakikati arama çabası devam ederken bu çabanın Allah ve Resulü vasıtası ile bildirilen hakikat çerçevesinde yapılması gerektiğini bilmeli. Kendimize göre gördüğümüz yanlışlar ilmî bir disiplin çerçevesinde ikna ederek, kişiselleştirmeden, araya nefisler sokmadan, takım tutma seviyesine dönüştürmeden, suçlama ve sataşma yapmadan hikmetle ve tefekkürle yapmalıdır.

“Müminler ancak kardeştirler…”6 Bu ayet müminleri içinde haşarılık, yaramazlık ve türlü hataları olduğunu öngörerek kardeş yapıyor. O halde müminler gerçek düşmanlarını bırakıp birbirleri ile uğraşmamalıdırlar.“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.”7

Şimdi şöyle bir soru sorulabilir. Herkes bu ayeti bir slogan gibi ezberlemişken bu nasıl gerçekleşecek? Bunun en net cevabı Resulullah (a.s.)’ın sünnetine, şahsiyetine ve ahlakına önyargısız ve bagajsız bakmaktır. Çünkü o, bir ateş çukurunun kenarına gelmiş ve onlarca yıldır kan davası güden düşman kalplerini, bir yöntemle telif etti. O yöntem her türlü doktrin, teşkilat, fırka ve meşrebin fevkinde sünnetti, İslam ahlakı idi. Sünnete sıhhatli bir şekilde baktığımızda yukarıdaki ayette belirtilen kardeşliğin tesisini engelleyen hususların nasıl izale edileceğinin izahını görürüz. Yeter ki ne anlama geldiğini bilelim. Örneğin Resulullah şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar, (aranızda) selâmı yaygınlaştırın. Yemek yedirin, akrabalık ilişkilerini gözetin, insanlar uyurken (geceleyin) namaz kılın ki selâmetle cennete giresiniz.”8 Selam, arkasından muhabbeti getirir. Muhabbet dertleşmeyi, anlaşmayı, anlamayı. Yedirmek; paylaşmayı, ülfeti, ünsiyet ve muhabbeti. Şimdi burada selam bir anahtar, birbirini sevmenin anahtarı. Çünkü birbirini sevmedikçe mümin olamıyorsunuz. “Geçmiş toplumların hastalığı size de bulaştı: Haset ve kin beslemek! İşte bunlar, kökten yok edicidir. Saçı tıraş eder demiyorum, aksine dini kökünden kazıyıp yok eder. Bu canı bu tende tutan Allah'a yemin ederim ki iman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de mümin olamazsınız...”9 Başka hadislerde müminlerin birbirlerini sevmenin yolunun aralarında selamı yaymak olduğunu belirtiyor. … Allah Teâlâ “Sırf benim için birbirini seven, benim için toplanan, benim için birbirini ziyaret eden ve benim için infak edenler, benim sevgime hak kazanmışlardır.” buyurur…10

Sühreverdi, dostluk bahsini, Kur’ân’ın emirleri arasında görür. Buna bağlı olarak da, dostluğu bir ‘amel’ kabul eder. Ona göre dostluğun şartları vardır ve o şartlardan birkaç tanesi şöyledir: Ayrılıktan şiddetle kaçmak ve birlikte olmaya ısrarla devam etmek. Dostun hatalarını görmezden gelmek, kusurlarını örtmek. Dost aleyhinde kalbe gelen vesveseleri kovmak için gayret sarfetmek. Elindekinin yarısını dostuna verip ondakinin yarısını istememek...11

“…Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.”12 Bu hadis, bir Müslüman’ın ayıbının olabileceğini, onun örtülmesi gerektiğini, karşılığını da Allah’tan beklemek gerektiğini ifade ediyor. Yoksa günümüzde olduğu gibi, bir ayıbını ilan edip onunla ilişkimizi kesmeye mazeret üretmek değil.

Ötekileştirme yerine kuşatma,
Dışlama yerine kapsama,
Teşkilatçılık, fırkacılık yerine kardeşlik, ümmetçilik
Kulis yerine nasihat, açıktan tenkit
İsraf yerine tasarruf,
İhanet yerine emanet,
Güvensizlik yerine itimat, güven,(‘itimat, itikattan önce gelir’)
Küçük hesaplar yerine tasadduk, karz-ı hasen,
Karamsarlık yerine bakış açısını değiştirme, ümitvar olmak,
Soğukluk yerine ziyaretleşmek, hediyeleşmek,
Katılık yerine merhamet, hilm
Zulüm yerine adalet,
Yalan yerine sıdk, (Mümin, güven yurdudur.) Bizi aldatan da, bizden değildir.13
Hırs yerine, kanaat,
Kibir yerine tevazu,
Kıskançlık yerine kanaat, tevekkül, sevgi, infak,
Kin yerine bağışlama affetme, …Uzlaşmak daha hayırlıdır…14
Aşırılık, sertlik yerine, yumuşaklık, hilm, tevazu.

İşyeri, ev ortamı, okul, dernek, vakıf. İnsanların azami derecede etkileşim içinde olduğu yerlerde birçok büyük mesele küçük münakaşaların ısrarla devam ettirilip büyümesinden kaynaklanmaktadır. Her ne kadar Resulullah’ın sünnetinde insan ilişkileri bir sorumluluk zinciri olarak tarif edilse de bu sorumluluk, katı bir vazife ahlakı anlayışına değil, imandan kaynaklanan ülfet, ünsiyet ve muhabbete dayalıydı. Hz. Peygamber, "Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.”15 benzetmesi ile bu durumu en güzel şekilde dile getirmişti.

“Müslüman Müslüman’ın kardeşidir; ona ihanet etmez onu yalanlamaz, onu yalnız ve yardımsız bırakmaz. Her Müslüman’ın kişiliği, malı, canı diğer Müslümanlar nezdinde saygındır, dokunulmazdır. Takva da işte buradadır. Bir kimseye kötülük olarak, Müslüman kardeşini küçük görmesi yeter.”16

“…Ben, haklı olsa dahi münakaşayı terk eden kimse için cennetin kıyısında bir köşk verileceğine kefilim.”17

“Muhammed, Allah’ın Resulü’dür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı sert, birbirlerine karşı ise merhametlidirler…”18

“…En sevmediğim ve kıyamet gününde benden en uzak kalacak olanlarınız da, gevezeler, avurtlarını şişirip (küstahça) konuşanlar ve bilgiçlik taslamak için kibirlenerek laf kalabalığı eden kimselerdir.”19

Gün geçmiyor ki çok ufak meselelerden cinayetlere varacak müşkülatlar üretilmesin. “Konya'da yaşayan 50 yaşındaki emekli baba, arabasını çamura sapladıkları için 23 yaşındaki oğlu ve 89 yaşındaki dedesini vurdu.” 20

Diyanet’ten bir tanıdığım “Türkiye’deki camilerde ciddi bir ekseriyette imam ve müezzinin konuşmadıklarını ve küs olduklarını” ifade etmişti. Bu durum birçok resmi dairede, çalışma ortamında, okulda, vakıfta karşımıza çıkmakta. Kırgınlıklar, küslükler, gerginlikler, tartışmalar zamanla toplumun huzur temelini sarsan kemirgenlere dönüşebiliyor.

Hz. Aişe'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) ona şöyle buyurmuştur: "Rıfktan (yumuşak davranmaktan) nasibi verilen kimseye, dünya ve ahiret iyiliklerinden de nasibi verilmiştir. Sıla-i rahim (akrabalık ilişkilerini gözetmek), güzel ahlak ve iyi komşuluk, beldeleri mamur (yaşanır) hale getirir ve ömürleri uzatır." 21

Allah Resulü, "Kendisi cehennem ateşine ve cehennem ateşi de kendisine haram olan kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimse." buyurmuştur.22

“Bizim uğrumuzda cihat edenler var ya biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz. Şüphesiz Allah iyilik yapanlarla beraberdir.” 23

“…İyilik ve takva üzere yardımlaşın…” 24

Cerir b. Abdullah şöyle buyuruyor: “Namaz kılmak, zekât vermek ve Müslüman olan herkese karşı samimi davranmak üzere Resulullah’a (s.a.v.) biat ettim.25

“Biriniz kendisi için istediğini, kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” 26

“Sizden, hayra çağıran iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”  27

“…Ve müminlere şefkat kanadını indir.”  28

“Müminler, birbirlerine yaslanarak inşa edilmiş bir binanın duvarları gibidirler, dedi ve parmaklarını birbirine geçirip kenetledi.” 29

(Devam edecek)

İbrahim Hakkı Toprak


DİPNOTLAR

1. Hadislerle İslam 4.Cilt S.297.

2. 7311 İbn Hanbel, II 400.

3. Hucurat, 49/ 13.

4. 1650 Tirmizi, fedailülCihad, 17; 10796 İbnHanbel, II, 524.

5. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42713261.

6. Hucurat, 49/10.

7. Hucurat, 49/ 10.

8. 2485 Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyame, 42.

9. 2510 Tirmizi, Sıfatü'l-Kıyame, 56.

10. Muvatta’, Şa’r 16.

11. İ. Tenekeci; Yeni Şafak; 4.5.2018.

12. 2442 Buhari, Mezalim, 3; Müslim, Birr, 58.

13. M283 Müslim, İmân, 164.

14. Nisa, 4/128.

15. 46 M6586 Müslim, Birr, 66.

16. T1927 Tirmizi, Birr, 18.

17. 4800 Ebu Davud, Edep, 7.

18. Fetih, 48/29.

19. T2018 Tirmizi, Birr, 71.

20. 12 Mayıs Tarihli Gazeteler

21. 25773 İbn Hanbel, Vl, 159

22. 2488 Tirmizi , Sıfatu' lkıyame , 45

23. Ankebut, 29/69

24. Maide, 5/2

25. Buhari, İman, 42; Müslim, İman, 97

26. B13 Buhari, İman, 7; M171 Müslim, İman, 71-72

27. Al-i İmran, 3/104

28. Hicr, 15/88

29. B2446 Buhari, Mezalim, 5; M6585