• YENİ MODERNLİĞE KARŞI YENİ NESİL İSLAMLAŞMAYI SAĞLAYACAK

      Kendi çağını anlayan, onunla aynı dili konuşan, çağın imkânlarından istifade ederek İslam’ı çağın insanının anladığı şekilde sunabilen bir gençlik. Hem bu çağla iletişim kuracak, onu anlayacak hem de onun azgınlıklarıyla hesaplaşacak bir gençlik. İşte...

DUYURULAR

KENDİ GÖK KUBBEMİZDEN - 3

abdurrahman avni kecik

Cumhuriyetin ilk yıllarında halkevi olarak yapılmış, sonraları kütüphane olarak kullanılmış tarihi yapıya ait geniş bahçedeki havuz başı, uzun yaz ikindilerinde tatlı sohbetler mekânıdır. Öğretmenlere tahsis edilen bu bahçede birçok masada oyunlar oynanırken, havuz başında, şehrin tanınmış simaları, fıskiyeden dökülen suyun sesine eşlik eden erkek dut ağaçlarındaki çütçü bülbüllerinin nağmeleri arasında derin söyleşilere dalarlar, vaktin nasıl geçtiğini bilmeden.

Bazen eski milletvekili Şair Orhan Tokuz, bazen bürokrat emeklisi Kadir Esenoğlu, bazen ülkenin çeşitli üniversitelerinde görevli öğretim üyeleri sohbet halkasına konuk olsa da müdavimleri Öğretmen Mahir Körbeyli, Avukat Sait Daldaban, Şair Hasan Şahmaranoğlu, Şair Muhlis Salihoğlu, Kel Mithat Dayı, Avukat Hüseyin Bilgin, Öğretmen Adil Esenoğlu, Şair Öğretmen Uğur Elhan ve daha niceleridir. Tabi bu tesbihin imamesi; gür sesi, güzel Türkçesi, nüktedan kişiliği ile cazibe merkezi olan zarif ve latif edebiyat öğretmeni Abdurrahman Avni Keçik Hoca'mız.

Sohbete katılanlar muhabbet bittiğinde, belleklerine Kilis tarihinden, hikmetli sözlerden, edebiyat tarihimizdeki unutulmaz nüktelerden, şiirlerden yeni birikimler edinmiş olarak evlerinin yolunu tutarlar. Taşlamalar ve eleştirilerden hep haksızlar ve zalimler paylarını alırlar. Yüzsüz politikacılar mı dersiniz, biri beşe satan bakkal mı dersiniz, kıtlık zamanında ekmeği silaha çeviren fırıncı mı dersiniz, sözü ile özü bir olmayan in taciri mi dersiniz, herkese bir sözü vardır Avni Hoca'nın.

Avukat Sait Daldaban'ın Mısır hatıraları ve babasının başından geçenler, başlı başına romanlara konu olacak kadar ilginç hikâyelerdir. Sait Daldaban; arkadaşı Öğretmen, Avukat Hüseyin Bilgin'in evine keman dinletisi dinlemeye gider ama Bayburt Bayburt olalı nasıl böyle zulüm görmemişse, Kilis Kilis olalı Hüseyin Hoca'nın komşuları da bu zulmü görmemişlerdir o güne dek. Sait Daldaban'a göre keman keman olalı böyle kötü çalınmamıştır. Kel Mithat Dayı'nın Mardinli Florans'a olan platonik aşkı her gün bir boyutuyla dinleyenleri kahkahalara boğar.

Avni Keçik, 1939 yılında Kilis'te kendi ifadesiyle bir “demiryolu çocuğu” olarak gözlerini açar hayata. O yıllarda beş ve daha fazla çocuğu olan ailelerden demiryolu vergisi alınmadığından demiryolu çocuğudur ve beş kardeşin beşincisi olarak dünyaya gelir. İlk ve orta öğrenimini Kilis'te tamamladıktan sonra Gaziantep Öğretmen Okulunu bitirerek ilkokul öğretmenliğine başlar. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsünün Türkçe bölümünü bitirerek edebiyat öğretmeni olarak sürdürür mesleğini tam otuz yıl. Emekli olduktan sonra da Kilis ve Adana'da dershane öğretmenliği yapar.

Kendi imkânları ile iyi derecede İngilizce öğrenen, ney dersleri alarak iyi bir neyzen olan Avni Hoca komple bir sanatçıdır. Şairdir, neyzendir, araştırmacıdır. Şiirlerini serbest ve hece veznine göre yazar. Şiirlerini “Sonsuzluk Ağlarken” adlı kitabında toplamıştır. Çomakî mahlası ile yazdığı taşlamaları Neyzen Tevfik, Kaymakam Eşref tadındadır.

İyi bir araştırmacıdır. Araştırarak kitaplaştırdığı eserleri arasında Kilis'te Halk Tababeti, Kilis Ağzı, Kilis'te Gelenek ve Görenekler, Körler Çarşısı, Karacaoğlan Gerçeği, Karacaoğlan'da Dil ve Söyleyiş sayılabilir. Üç eseri Kilis Belediyesi Kültür ve Yayınları arasında basılmıştır. Bunlar Karacaoğlan Gerçeği, Karacaoğlan'da
Dil ve Söyleyiş ile Sonsuzluk Ağlarken kitaplarıdır. Tüm eserlerini iki kapak arasında basılı görmek Avni Hoca'ya nasip olmamıştır.

Eserleri ölümünden sonra yayınlanır. Bu delişmen bilge, her kabına sığmaz cins beyin gibi çeşitli fikir akımlarının duraklarına uğrar hayatının çeşitli evrelerinde. Resmi ideolojiyi savunur bir süre. Sonra bunun ruhlara giydirilmiş deli gömlekleri olduğunu fark eder. Sosyalizmin “Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik” sloganı onu cezbeder. Onun aradığı dünya, sömürüsüz, adaletin herkese eşit uygulandığı, aç açık kimsenin olmadığı, zulmün ve zalimin lanetlendiği bir dünyadır. Bunu vaat eden sosyalizmin uygulandığı ülkelerde, bunlarının ışıltılı birer slogandan öteye gitmediğini fark etmesi uzun sürmez. Ruhunu dinlendirdiği yer, mutasavvıf akrabası Terzi Ali Baba'nın dükkânı ve sohbetleri olur. Son zamanlarında Bediüzzaman Said Nursî Üstad'ın eserlerini
“sular seller” gibi okur.

Güneşi çıtlatmak için, kadim dostu Muhlis Salihoğlu ile erceden şehrin yüksek tepelerine çıkan, Hasan Şahmaranoğlu arkadaşı ile birbirleri hakkında “tırro”lar uyduran, bu şehre ve insanına sevdalı olduğu için en amansız eleştirilerini esirgemeyen, yaşamayı, kaliteli yaşamayı çok seven Avni Hocamız bir 20 Temmuz günü 2007'de Hakk'a yürür. Bana öğrencisi ve dostu olma onurunu bırakarak.

Mahmut Kaçarlar

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar