• SURİYELİ MUHACİRLER VE MÜLTECİ POLİTİKALARI

      Göçlerin sık ve çok olduğu coğrafya bazen çok esnek olur, yeni gelene kucak açar onun iyi taraflarını alır kendine mal eder, yeni gelenlerin yanlışlarını da düzeltme yoluna gider. Bu hal oturmuş topluluklar için mümkündür. Gelen göçmen sayısı...

DUYURULAR

BİR NESLİN ÖNCÜSÜ: ŞULE YÜKSEL ŞENLER

bir neslin oncusu
Şule Yüksel Şenler, 29 Mayıs 1938’de Kayseri’de dünyaya gelmiştir. Aslen Kıbrıslıdır. Babası Hasan Tahsin Bey ve annesi Mihriban Ümran Hanım’dır. Ailedeki altı çocuğun üçüncüsüdür. Şenler altı yaşındayken Kayseri Sümer Fabrikası’nda çalışan babasının işten ayrılması sonucu ailesiyle İstanbul’a gelmiş ve buraya yerleşmiştir. Fatih’te oturdukları sıralar, burada ilkokula başlamıştır.

Daha sonra Süleymaniye’ye taşınmışlar ve Şule Yüksel, eğitimine Koca Râgıp Paşa İlkokulu’nda devam etmiştir.

İlkokulu bu okulda tamamlayıp mezun olmuştur. Çocukluk dönemi sakin ve içine kapanık geçmiş, kendini daha çok kitaplara ve resme vermiştir. Hatta babası ona daha o yaşlarda “ayaklı kütüphane” ismini takmıştır. Kitap ve resme olan sevgisini, kendisi ilerde şöyle özetleyecektir: “Okumak en büyük tutkumdu. Her mevzuda hem telif hem de yerli eserleri okur, inceler, yaşıma göre analizler yapardım.” ve “Resme karşı oldukça istidadım vardı.”

İlkokuldan mezun olunca Kız Eğitim Enstitüsü’ne başlayan Şule Yüksel, ailesinin maddi sıkıntıları sebebiyle ortaokul ikinci sınıftayken okulu bırakmak zorunda kalmış, eğitimine dışarıdan devam etmeye karar vermiştir. Aynı zamanda bir terzinin yanında çalışmaya başlamıştır. Bu, ona ilerde kendi başörtüsünün modelini oluşturmasında yardımcı olmuştur.

Kitap okumaya ve kendini geliştirmeye büyük bir gayretle devam eden Şule Yüksel’in o dönem en çok okuduğu ve etkilendiği yazarlar Peyami Safa, Gökhan Evliyaoğlu, Nihal Atsız gibi isimler olmuştur.

Daha sonra, on dört on beş yaşlarında, yazmaya başlamıştır. Öyküleri ilk olarak Safa Önal’ın çıkardığı Yelpaze Dergisi’nde yayımlanmıştır. 1950 yıllarında Kıbrıs’ta mitinglere katılmış, kürsülerde şiirler okumaya başlamıştır. Yirmi yaşına geldiğinde Kadın gazetesinin köşe yazarlığını yapmaya başlamış fakat bir süre sonra gazeteden ayrılmıştır. Sonrasında Yeni İstanbul gazetesinin gençlik köşesinde yazmaya başlamıştır. Bu sıralarda Adalet Partisi’nde Gençlik Kolları ve Edebiyat ve Kültür Kolları Başkanlığı görevini üstlenmiş, bunun yanı sıra çokça mitinge katılmıştır. Adnan Menderes isminin ağza alınamadığı bir dönemde o, Menderes’i haykırmıştır.

Bunların yanında resim ve müzik dersleri almaya başlamış, ney üflemeyi ve kanun çalmayı öğrenmiştir.

Bir süre sonra ağabeyi Özer (Üzeyir) Şenler’in etkisiyle Risale-i Nur sohbetlerine katılmaya başlamıştır. Bu sohbetlerden oldukça etkilenen Şenler, 1965 yılında örtünmüştür. Örtünmesiyle birlikte önceden eğitim aldığı üzere kendi başörtü modelini tasarlamaya başlamıştır. Bu başörtü şekline de bir süre sonra “Şulebaş” denilmiştir.

Örtünmesine ilk büyük tepki ise anneannesi İkbal Hanım’dan gelmiştir. İkbal Hanım, “Hizmetçi Kız” benzetmesinden başlayıp bu konuda Şule Yüksel’e türlü ihtarlarda bulunmuş fakat Şule Yüksel’i, dava olarak benimsediği, örtüsünden vazgeçirememiştir.

Şenler’e 1967 yılında, Mehmet Şevket Eygi’nin çıkarmış olduğu Yeni İstiklâl gazetesindeki “İslâm Kadınına Hitap” adlı yazısı nedeniyle Türk Kadınlar Birliği tarafından dava açılmıştır. Bu davadan iki celsede beraat etmiştir.

Bir süre Bugün gazetesinde yazılar yazmış, bunun yanı sıra Anadolu’da konferanslar vermeye başlamıştır. İlk konferansını Samsun’da vermiştir. Bundan sonra da konferansların devamı gelmiş ve bu konferanslara yüzlerce kişi iştirak etmiştir. Sonradan, bu hususta, ağabeyi Özer Şenler “O dönemde bir dinsizlik cereyanı vardı. Nerdeyse Allah demenin suç olduğu bir dönemdi. Demokrat Parti sonrası rahatlama, İslâm’a dönme hareketi oldu. Millette bir susamışlık var, hakikati arıyor. Bir kız çıkıyor ortaya, haykırıyor. En küçük kasabada dahi beş bin hanım toplanıyor, dinliyor.”  demiştir.

Şule Yüksel, bu sıralarda Hür Söz, Babıali gibi gazetelerde yazılar yazmış, Seher Vakti adlı dergide başyazarlık yapmıştır.

Şenler’in gazetelerde tefrika hâlinde yazdığı Huzur Sokağı, bir roman hâline gelmiş ve “Birleşen Yollar” ismiyle filme çekilmiştir.

O yıllarda Papa’nın Türkiye’ye gelmesine karşı çıkan Şenler, Bugün gazetesinde “Ağlayın Ey Müslüman Kardeşlerim, Ağlayın...” başlıklı yazısını kaleme almıştır. Bu yazıda dönemin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a hakaret ettiği gerekçesiyle kendisine dava açılmıştır. Bu davanın neticesinde 13 ay 10 gün ceza almıştır.

Şule Yüksel Şenler, otuz iki yaşına geldiğinde ilahiyat mezunu ve aynı zamanda tiyatrocu olan Abdullah Kars ile ilk evliliğini yapmıştır. Fakat kendisine devamlı şiddet gösteren eşiyle beş yıl sonra boşanmıştır.

Bir süre sonra Millî Gazete’den teklif almış ve orada yazmaya başlamıştır. Bu süreçte tekrar panellere, konferanslara gitmeye, konuşmalar yapmaya ve yazmaya devam etmiştir. Bunların yanında İdealist Hanımlar Derneği’ni kurmuş ve derneğin manevi başkanı olmuştur. Bu derneğe Emine Erdoğan da iştirak etmiş, Emine Hanım’ın Recep Tayyip Erdoğan ile evliliklerine Şule Yüksel Şenler vesile olmuştur.

1974 yılında bir süredir felçli olan Ümran Hanım vefat etmiştir.

Annesinin vefatından bir müddet sonra Şule Yüksel, ikinci evliliğini yapmıştır. Bu evlilik onun yeni bir çevre edinmesine yol açmış, onu Nakşibendi İsmailağa Cemaati’nden pek çok arkadaş sahibi yapmıştır. Burada tanıştığı Dr. Sevim Asımgil, onun fikirlerinde etkili olmuş ve Şule Yüksel o güne kadar giymeyi aklının ucundan bile geçirmediği çarşafı giymeye başlamıştır. Bunun üzerine diğer arkadaşlarından biraz uzaklaşmış, eşiyle ve üvey kızıyla birlikte Fatih Çarşamba’ya yerleşmiştir. Bu sırada Millî Gazete’de yazmaya da son vermiştir.

Tekrar yazması için kendisiyle görüşüldüğü sırada ikinci eşinden de şiddet görmeye başlamış, bu konuda şeyhi Mahmut Hoca’ya danışmıştır. Onun sabretmesini söylemesi üzerine on bir yıl daha bu evliliği sürdürmüş, bu sürenin sonunda eşinden boşanmıştır. Bu boşanmayla İsmailağa Cemaati ile ilişkisi de kesilmiştir. Bir süre yalnız kalan Şenler, daha sonra babasının yanına taşınmış ve Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmaya başlamıştır.

Hasan Tahsin Bey o sıralarda, eşinin ölümü nedeniyle psikolojik rahatsızlıklar geçirmiş, hafızasını kaybetmiştir. Bunun etkisiyle bir gün evden çıkmış ve bir daha dönmemiştir. Kendisini daha sonra akıl hastanesine yatırmışlar ve burada vefat etmiştir.

Aynı hastalık, Şule Yüksel Şenler’in de başından geçmiş ve bir süre sonra Şenler de hafızasını kaybetmiştir. Ağır ve yorucu bir hayat ve bugüne değin yaşadıkları onu yıpratmıştır.

Şule Yüksel Şenler, bugün hâlen tedavi görmektedir. Yalnızca Hakk’a sığınan, Hakk’a güvenen ve Hakk’ı söyleyen Şule Yüksel Hanımefendi’ye Hakk’tan şifa diler, dua ederiz…

Ona ve dünyası davası olan, bu dava uğrunda cefa çeken tüm hastalara, tüm insanlara…

Sevdenur Öztürk


Davasının şuuruna varması ile birlikte inancı uğrunda yoğun bir mücadele vermiş ve özellikle birçok hanımın/kızın şuurlanarak tesettüre bürünmesinde büyük katkıları olmuş; ŞULE YÜKSEL ŞENLER hanımefendinin vefat haberini teessürle öğrendik.

Kendilerine Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı dileriz. (28 Ağustos 2019)

(*) Bu yazı Medeniyet Düşünce ve Kültür Bülteni'nin 37. sayısında yayınlanmıştır.

medeniyet akademi 2019 2020 1

tefsir dersleri

medeniyet bulten logo

Yazanlarımız