• HANİ KAMPLAŞMA OLMAYACAKTI!

      Bilim-din ilişkisi her zaman farklı yorumlanmıştır. Bilimin alanı ile dinin alanı nerede başlar nerede biter veya din ile bilim yekdiğerine zıt mıdır? Deneysel ve teknik bilimlerde, ölçülemeyen şeylere çok itibar edilmez. Doğa bilimciler,...

DUYURULAR

HANİ KAMPLAŞMA OLMAYACAKTI!

Bilim-din ilişkisi her zaman farklı yorumlanmıştır. Bilimin alanı ile dinin alanı nerede başlar nerede biter veya din ile bilim yekdiğerine zıt mıdır?

Deneysel ve teknik bilimlerde, ölçülemeyen şeylere çok itibar edilmez. Doğa bilimciler, teknokratlar, pozitif (deneysel) bilim adamları ölçülemeyen veriyi kabul etmeme temayülündedirler.

Bir şeyin bilim olması net olarak ölçülebilir olmasına bağlıdır. Mekândan mekâna, toplumdan topluma, kişiden kişiye farklılık gösteren olgular sadece tahmini bir bilgi verebilir, diye iddia ederler.

İddialarını çoğaltmak mümkün. Konumuz bu değil, asıl değinmek istediğim mesele son zamanlarda bilim ve akıl adına dine, dini değerlere ve İslam'ın vazgeçilmez kabul ettiği temel ilkelerine bilim ve akıl adına saldırıda bulunulmasıdır.

Bilhassa korona virüs dolayısıyla, İslami renk taşıyan her şeye tepki gösteren ve bu tepkilerini de bilim ve akılla irtibatlandıran, sanki İslamî değerler ve Müslümanca düşünmek ve yaşamak bilime, ilme, insan haklarına ve temel insanî değerlere, akla karşı imiş intibaını uyandıran, bu hususta algı oluşturan bir zihin yapısıyla karşı karşıyayız.

Siyasilerden bazıları ve ilim adamlardan bir kesim, nakarat halinde; "bilimin ve aklın öncülüğünde" bir mücadele gerektiğini savunuyorlar. Öyle bir yerden başlıyorlar ki, sanki bu mücadeleyi yürütenler, bilimin ve aklın dışına çıkmış, akıldışı ve bilime itibar etmeden bir korona virüs mücadelesi yürütüyorlar. Bununla yetinmeyerek bu anlayışlarını genelleştiriyorlar ve İslam ile bilim ve akıl bir araya gelemez diye de pekiştirme derdindedirler.

Aslında rahatsız oldukları şey, Müslümanların mevcut tedbirlerin tümüne riayet ettikten sonra Allah’a tevekkül etmeleri, Allah'tan dua ve niyazda bulunmaları, İslam'ın sosyal dayanışma anlayışının toplum nezdinde rağbet görmesidir. Onun için bilimtaparlar ile onlarla aynı zihin kodlarını taşıyanlar, durmadan insanları İslamî değerlerden uzaklaştırmak istiyorlar. Korona virüs ile mücadele çok ehemmiyetli değildir onlar nezdinde, çünkü ondan daha mühim bir mesele var, bu hassas durumda toplumun İslam'a yönelişini müşahede etmeleridir. Ne yapıp edip İslam'a, manevi değerlere olan bu yönelimi engellemeleri lazımdır. Bu konuda her fırsatı değerlendiriyorlar.

Türkiye'nin aldığı yerinde ve önemli tedbirlerini de görmezden gelerek ülkenin kötü bir durumda olduğunu yaymaya çalışıyorlar. Buna sebep teşkil eden ise, korona virüs mücadelesinde manevi/dini değerlere önem verilmesi, böyle yapılırsa yani maneviyat güçlendirilirse korona virüsü daha kolay yenebiliriz düşüncesinin yaygınlık kazanmasıdır.

İnsanların bu sıkıntılı anlarında dine temayülünün artması, kıblesini değiştirenleri çıldırtıyor. Bunun için ne kadar olumsuz şeyler varsa onları öne çıkarıyorlar, bu da yetmiyor olumsuzlukları algı yönetimiyle üretiyorlar.

Oysa bilim insanı, daima arayış içinde olmalıdır, bilim adamı asla bu iş bitmiştir dememeli, öyle derse, bilimin gelişimini önler. O daima araştırır ve bulduğu şey ne ise onu bilim dünyasına sunar. Zamanla ya gerçek olduğu anlaşılır, bilimsel bir veri olarak insanlığın hizmetine sunulur veya başka gelişmeler ve icatlar ondan daha iyisini ve faydalısını bulur o icadı da tarihteki yerini alır.

Bilim ve teknik gelişmeler insan ürünü olan şeylerdir. Onlar da insan gibi hata ile maluldür. İnsan nasıl hatadan beri olamıyorsa bilim de hata içerebilir. Bilimin de aciz kaldığı, üstesinden gelemediği durumlar ve hususlar vardır.

İşte karşı karşıya kaldığımız korona virüs hastalığı bilimin her şeyi çözemeyeceğini ortaya koydu. Teknik gelişmeler, bilimin zirve yapması, hastalıklara karşı geliştirilen bütün olumlu olgular bir yerde durdu ve acziyetini itiraf etmese de acziyeti alenen orta yere serildi. Belki aylar, yıllarca çalışılacak ve bu illete de çare bulunabilecek. O zaman bakarsınız başka bir illet çıkacak bu sefer onunla boğuşulacak.

Peki insanoğlu bunlarla mücadele etmemeli mi?

Tabii ki hastalığın her türlüsüyle mücadele edecek, elinden geleni yapmaya çalışacak, var gücüyle, tüm imkanlarını seferber edecek, her derdin bir çaresi olabilir diye inanacak ve çare/deva bulmaya gayret gösterecek. Kimi dertlere çare bulacak kimilerine de bulamayacak... Bu mücadele sürgit devam edecek.
Sadece hastalıklara karşı değil hayatın tüm olumsuzluklarına karşı bu tavrını sürdürecek.

Ama insanoğlu şunu da bilecek, bilmek zorunda olacak; yapabilirliği bir yere kadardır. Bir yerden sonra gücü ve takati tükenecek, işte orada Allah'a yönelerek dua edecek ve diyecek ki Rabbim benim gücüm, takatim buraya kadar elimden bunlar geldi. Orada tevekküle sarılacak ve mutlak yaratıcıya sığınacak.

İnanmayanlar bunu demeyecektir. Onlar Allah'a inanmadıkları için başka şeyler söyleyecek, başka deliller üretmeye çalışacaklar.

Şimdi inanmayanlara, Allah'ın kuvvet ve kudretine değer vermeyenlere sesleniyorum!
Siz inanmayabilirsiniz, inanmanın ne demek olduğunu bilmeyebilirsiniz, inanmanın nasıl bir güç ve kuvvet olduğunu bilmeyebilir veya buna itibar etmeyebilirsiniz.

Kendinize ait bazı farklı manevi değerler de ittihaz edebilirsiniz. Fala bakabilirsiniz, astrolojiyle ilgilenebilirsiniz, sanat ve edebiyatı maneviyat yerine koyabilirsiniz. O sizin bileceğiniz iştir.

Bundan hemen kendinize pay çıkararak sanat ve edebiyat aleyhtarlığı yaptığımı da çıkarabilirsiniz.

İnananların, inançları doğrultusunda hayat sürdürmek isteyenlerin, kıblesini Kâbe edinen ve istikameti Allah'ın Kitabında ve Rasulünün sahih sünnetinde bulanların hayat tarzlarına karışmayın. Buna saygılı olun. Dini nasıl anlayacağımızı, nasıl yaşayacağımızı biz biliriz. Size bu konuda ihtiyacımız yok. Elinizi dinimizden, yani Kur'an'dan, sünnetten ve bunlardan çıkan değer yargılarından çekiniz.

Sizin insanlığa sunduklarının neticesini bu gün hep beraber müşahede ediyoruz. Yüzyıllardır dünyayı siz idare ettiniz, kıblenizi değiştirdiniz, yüzünüzü Batıya çevirdiniz. İdeal dünyanız orasıydı. Paris'ti. Londra idi, sonra ABD oldu. Çin oldu. Moskova oldu. Arnavutluk'tan bile medet umdunuz.

Tarihiniz, geçmişiniz kirli. İnsanlığın başına belalar getirdiniz. Artık elinizi insanlıktan çekiniz. Çünkü açmaza girdiniz.

Sadece insanlara zarar vermediniz, evreni/ kâinatı da bozdunuz, insanın fıtratıyla oynadığınız gibi evrenin fıtratıyla da oynadınız.

İşte övündüğünüz semereniz.

Evren/ kainat da size isyan ediyor, sizin dünyayı idare etmenize isyan ediyor.

Fıtratı bozulmamış beniâdem, evren ve evrende hayat süren canlı-cansız tüm mevcudat, fıtrî din olan İslam ile aynı safta.

Şimdi size bir sual daha yöneltiyorum!

Hani kamplaşma zararlıydı, hep birlikte yaşayacaktık. Birbirimize tahammül edecektik ne oldu sözünüzden rücu' mu ettiniz. Anlaşmayı bozdunuz mu?

Yoksa birlikte yaşayabilmemiz için bizim size kayıtsız şartsız teslim olmamız mı gerekliymiş de biz mi fark edememişiz.

Bu hülyalardan vazgeçin. O öyle olmayacak.

Müslümanlar Müslümanca düşünecek, Müslümanca yaşayacak, Müslüman bir toplum işleyişini tesis edecek, Müslümanca hayat süreceği, adil, herkesin hakkını veren, bir düzen işleyişini de istemeye devam edecekler.

Müslümanlar,kendileri gibi inanmayanlarla irtibatını kesmek, dünyadan kopmak, kendi içlerine kapanmak niyetinde ve düşüncesinde değildirler veya olmamalıdırlar.

İnançları da buna müsaade etmez.

İrtibat kurmak, birbirleriyle fikri, askeri, iktisadi alışveriş etmekle üzerinde durmaya çalıştığım konu farklıdır. Herkes durduğu, inanç, fikir, anlayış, yaşayış, siyasi, iktisadi havzasını açıklamalıdır. İşte o zaman irtibat kurulur her türlü alışveriş de yapılabilir.

Tek taraflı yani inanç düşmanları tarafında düzenlenen bir dünya, Müslümanlara kapalıdır. Biz Allah tarafından bize kapanan kapıları zorlayamayız. Allah'ın açtığı kapıları da kapatamayız.

Beraber yaşayacaksak bize tahammül edeceksiniz, bizi dinleyeceksiniz, bizi anlamaya çalışacaksınız.

İslam’ın önerdiği sistemi kabul etmezseniz bile bugün Müslümanca yaşamak isteyenlere alan açacaksınız. Müslümanca düşünmek, Müslümanca yaşamak hakkımızı elimizden alamazsınız, çünkü bu hakkı siz bize vermediniz ki bizden alabilesiniz.

Mülkün,kainatın sahibi siz değilsiniz, Allah’tır, Allah’ın insana tanıdığı hakkı kimse elinden alamaz. Müslümanlar da insanlardan birer insan olarak Allah’ın kendilerine ve tüm insanlara tanıdığı ve önerdiği haklarını kullanmak istiyorlar.

Mesele bu kadar açık ve basittir. İnanç düşmanlığına kimse bilim ve akıl kılıfı giydirmesin, o devirler tarih oldu.

Kâzım Sağlam

tefsir dersi 2020

ilka kayit 2020 sinav

Yazanlarımız