ÇOCUKLAR VE GENÇLERİN EĞİTİMİ

cocuklar ve genclerin egitimi

Dünyada en zor görev, peygamberlerin sorumluluğudur. Çünkü görevleri insan yetiştirmektir. Her Müslüman da bir eğitimcidir.

İslâm eğitimi, insanı bir bütünlük içerisinde eğitmeyi, iyi insan ve iyi Müslüman yetiştirmeyi hedef alır.

İslâm eğitimcilerine göre, çocuğun eğitimine çok erken yaşlardan itibaren başlanmalı, temel metot, sevgi ve şefkat olmalıdır. Hz. Peygamber (sav), eğitiminin temeline; “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın” (Müslim, H. No; 1732) buyurarak sevgi ile iç içe, hoşgörülü birer eğitimci olma düsturunu koymuştur.¹

Eğitim ve öğretim; insanı akıl ve ruh bütünlüğü içinde, hem bu dünya hem de ebedî hayat için hazırlama ve yetiştirme sanatıdır. Eğitim; insanı, din ve dünya ile ilgili vazifelerini hakkıyla yapabilecek bir duruma getirmektir. Çocuklarımız, geleceğimizdir. Onun için çocukların; manevi değerlerle donatılmaları, sosyal kişilik kazanmalarının sağlaması, elzemdir. Bunun yansıra; olumlu bir kişiliğe sahip, anne babasına, akraba ve komşularına ve insanlığa yararlı birer birey olması için elden gelen gayret gösterilmelidir.

Çocuk için ilk model, anne ve babadır; çocuklar, ilk önce onların hal ve hareketlerini taklit ederler. Bunu çok iyi bilen bilinçli aileler, küçük yaştan itibaren çocuklarına, hayatın prensiplerini, uyulması gereken kuralları ve olumlu davranışları kazandırmaya çalışırlar. Ve çocuklarına bu konuda örnek olurlar.

Kur’an-ı Kerim’deki ayetler, anne-babalara, dinî prensipleri bizzat yaşayarak örnek olmalarını emretmektedir. Konuyla ilgili ayetler, kişinin, söylediklerini önce bizzat kendisinin uygulaması gerektiğine vurgu yapmaktadır: “Ey müminler! Neden söylediklerinizle yaptıklarınız birbirine uymuyor? Yapmadığınız şeyi söylemeniz Allah nazarında en hoşlanılmayan şeydir.” (Saff, 61/2-3) “(Size gönderilen) Kitabı okuyup dururken, kendinizi unutur da iyilikleri başkalarına mı emredersiniz?” (Bakara, 2/44) buyruluyor. Dolayısıyla çocuk, anne-babasının yaptığına bakarak ne yapacağını öğrenir.

Büyüklerin her işe “bismillah” diyerek başlamasını, namaz kılışını, Kur’an okuyuşunu, camiye gidişini izleyen çocuklar, onlar gibi davranmak isterler. Annenin, büyükannenin yanında namaz kılmak, baba ile büyükbaba ile Cuma veya bayram namazlarına gitmek, bayram günlerinde dostlarını, akrabalarını ziyaret etmek çocukların zevkle katıldıkları faaliyetlerdir. Yetişkinlerle beraber olmak, dinî yaşayışı tanıyıp öğrenmede ve alışkanlık kazanmada önemli etkenlerdendir. Taklit ve alışkanlık halinde kişinin hayatında yer eden dinî pratikler zamanla irade düzeyine yükselecek ve iradeyi harekete geçirecektir. Çocuk, büyüklerin davranışlarını model aldıkça neyi, neden dolayı yaptığını kavramaya başlayacaktır. Bu sebeple çocuklar bizim söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı yaparlar. Çocuklarımızın olumlu davranış özelliklerini geliştirmelerini istiyorsak, onlara doğru model olmak yeterlidir.

Geniş aile iyi bir eğitim- öğretim ortamıydı. Bu artık hemen hemen kalmadı. Allah’ı Peygamberi, ahlakî sorumluluğu, iyiliği, güzelliği, cesareti, yardımlaşmayı, dayanışmayı velhasıl çoğu şeyi aile içinde birbirimizden öğrenirdik. Mahalle kültürümüz de bundan pek farklı değildi.

Mademki bunların çoğu şu zamanda yok, var olan olumsuzlukları değiştirmek istiyoruz bunun için çözüm yolları aramalı buna kafa yormalıyız.

Gençler bu dünyayı bu haliyle kabullenmek istemiyor. Tamamıyla kendilerinin kurgulayacağı farklı bir öze sahip bir dünya istiyorlar. Ebeveynler ve eğitimciler bunu anlayamıyorlar. Bu sebeple, var olan bu duruma cevap veremiyorlar.

Gelecek nesilleri en iyi bir şekilde yetiştirecek eğitimciler yetiştiremezsek, sonraki nesiller bundan daha kötü bir durumda olacak ve nesiller arasındaki boşluk daha da büyüyecek.

Çocuklarımızı sadece bilgiyle donatmak yerine, ki bizim neslimiz için bu bilgi düzeyi yeterlidir, yarının küresel dünyasını imar etmek için, gelecek nesillere kendisinden sonraki nesilleri de anlayacak evrensel bir anlayış bırakmak zorundayız.

Çürümüş eğitim modellerini devam ettirmeye ve taklit etmeye ısrar etmektense, eğitim sistemi, bugünün toplumunda çokça var olan bencilleşme, yabancılaşma, şüphe ve güvensizliği ortadan kaldırarak, çocukların kendi özünü rahatça sergileyebileceği, sosyal becerilerini ortaya çıkarmaya yardım eden bir eğitim sistemine dönüştürülmelidir.

Eğitimin özü bizden,

1- Çocuğa gerçek manada nasıl bir insan olacağını,

2- Hayatta karşılaşacağı problemlerle nasıl başa çıkacağını,

3- Nasıl mutlu ve huzurlu olacağını öğretmemizi bekliyor.

Şu prensibi unutmamamız gerekir. ‘Gençlerini ihmal edenler, geleceğini imha eder’.

İnternet, bir etkileşim başlatarak tüm medya anlayışını kökten değiştirdi.

Bugün internet kullanıcıları, ülkelerdeki lider değişimlerine hatta sistem değişimlerine kadar pek çok konuda etkili olmaktadır. Şu her zamankinden daha açıktır ki, dünyanın bir yerinde olan bir şey diğer tarafı da etkilemektedir. İnternet yakın zamandaki Arap baharı gibi sosyal olaylarda, toplumların gelenek- görenekleri gibi kültürel olayları, halkın algıları üzerinde etki oluşturularak tüketim alışkanlıklarını değiştirmiş, küresel birlik içinde olma kampanyalarına olanak sağlamıştır.

Bir tuşla, dünyanın herhangi bir yerine gidebilir, yeryüzündeki hemen hemen herkesle iletişim kurabilir hale geldik.

İnternet araştırmaları yapanlar genel olarak toplumun “Gittikçe artan oranda bireyselleştiğini ancak birçoğumuzun sanal bir topluluk oluşturmaya büyük önem verdiğini ve bunu arzuladığını, daha fazla bir arada olma özlemi duyduğunu günlük hayatta da sorumluluk almaktan kaçtıklarını” ortaya koymaktadırlar.

Sorumluluk almadan toplumsallaşmak istiyoruz. Hâlbuki dünyanın bir sorumluluk, imtihan yeri olduğunu da çok iyi biliyoruz

Gençlerin soru sormalarına müsaade etmeliyiz. Soru sormayan hatta soru sormasını dahi bilmeyen insanların doğruyu bulmaları da bir o kadar zordur. Daha iyiyi yakalayabilmek için kendi kendimize de sorular sormalı, ki çözüm yolu bulabilelim. Sorusu olmayanın çözüm ve çözüm yolları da olmaz.

Hayatta şikâyetçi olmak yerine vakıayı tespit edip çözüm yolu aramalıyız. İslam her fıtratı ayrı kabul eder. İnsanları fıtratlarıyla baş başa bırakır.

Modern dünyanın hemen hemen hepsi farklılığı kabul etmez tek tip insan yetiştirmenin derdindedir.

Beşeri ilimlerin gelişmesine paralel olarak çözüm önerilerinin artmasına rağmen, günümüz insanının ruhi gerginlikten kurtarılamaması insanın manevi yönünün kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiği sonucunu çıkarmaktadır.

 

Duygu Gelişimi ve Eğitimi

İslam düşünürlerinin “nefsin idrak etme gücü” dedikleri “duygu”, ruhî bir faaliyettir

Duygu, ferdin iç ve dış dünyasından etkilenmesi sonucunda, genel olarak duyu organlarıyla dışa vurulur biçiminde ortaya çıkan tepkidir. Duygular fıtri ve elde edilebilir kabiliyetlerdir.

Ana babaya asi olan genç, arkadaş çevresini ailesinin yerine kor, bu sefer arkadaşlarının yörüngesine girer. Bağımsızlık ararken, kendisini bir başka bağımlılık ortamı içinde bulur. Öte yanda bütün aile huzursuzdur.

Ailenin de çocuklarına yaklaşımı geleneksel olmaktan çıkmalıdır. Körü körüne geleneksel alışkanlıklar çoğu zaman çocuklar üzerindeki baskıyı artıracak, baskı daha çok tepkiye yol açacak ve çoğu zaman genç, ilk önce sadece özenti olarak benimsediği görüşlere gittikçe inatla sarılmağa başlayacaktır. Bu durumu toplumun koşulları da etkilediğinden, özellikle ekonomik bağımlılık, gençlerin çalışma ve okuma olanaklarının sınırlı oluşu ve toplumsal değişmeler, kuşaklar arası çatışmayı büsbütün körükleyecektir.

Rabbini bilen, inandığı değerler uğruna kınayanın kınamasından korkmadan mücadele eden, ahiret yurdunu kazanmanın dünyadaki gayretinden geçtiğini bilen, dünya insanlarına önderlik yapabilecek bilgi ve birikime sahip mutlu, kendine güvenen, bir gençlik istiyorsak; herhalde sade ülkeyi idare edenlere değil, biz öğretmenlere, ana-babalara, hepimize düşen görevler vardır. Bizim bugün «gençliğe» verdiğimiz bir değer var, bir bakış açımız var. Bu genel hatları ile belli. Acaba 2050 yılında «gençliğe» bakış açımızda, verdiğimiz değerle, ona güvenmede bir değişiklik olacak mı?

Acaba gelecekte insanlar düşünmeyi büsbütün unutup insan kafasını gereksiz hale getiren bir gelişme içinde mi bulunacaklar? Bunun için teknolojik aletleri gerekli ve yeterli oranda kullanmalıyız ve kullanılmasına müsaade etmeliyiz. Bu çok büyük bir kolaylık ve başarımızı arttırabilir. Ancak bunların yararlı bir araç olma niteliğini aşarak insan ve insan kafasının yerini alacağı hayaline kapılmak, eğitimin ve insan kafasını geliştirmenin işlevini yok saymak büyük bir yanılgı olacaktır. Bunun için her alanda olduğu gibi teknolojiyle münasebetimiz gerekli ve yeterli oranda olmalıdır.

Ana hatlarıyla sıralayacağımız bazı hatırlatmalar.

1. Başta ana-baba olmak üzere eğitimcilerin iyi eğitilmesi gerekir.

2. Dilimizi çok iyi ve düzgün kullanmalıyız.

3. Heyecanımızı her alanda hiç kaybetmemeliyiz.

4. İhtisaslaştığımız hedef kitlemiz olmalı.

5. Muhakkak kendimize ve ailemize zaman ayırmalıyız.

6. Sorumluluk almalı, sorumluluk paylaşmalı ve sorumluluk vermeliyiz.

7. Her türlü zararlı alışkanlıklardan uzak durmalıyız.

8. Boş zamanlarımızı iyi değerlendirmeli planlı-programlı çalışmalıyız.

9. Yaşadığımız çağı muhakkak iyi tahlil etmeliyiz.

10. Sanallıktan çıkıp duygu ve duyularımızı harekete geçirmeliyiz.

11. Eğitim metotlarımızı belirli aralıklarla gözden geçirip güncellemeliyiz.

12. Üretken olmalıyız. Üreten kazanır.

13. Eğitim yolunun çok uzun bir yol olduğunu aceleye gelmeyeceğini unutmamalıyız.

Erol Savaş

KAYNAKÇA

¹http://www.akasyam.com/kose-yazisi/1170/ailede-cocuk-egitimi.html