MEDENİYET BÜLTENİNİN 49. SAYISI ÇIKTI

medeniyet bulteni 49 sayı

Kıymetli Okuyucular,

Düştüğümüz yeri bilmek zorundayız. Düştüğümüz yer neresi ise kalktığımız yer de orası olacaktır. Medeniyet, ülke ve Müslümanlar olarak eğitim; düştüğümüz yerin tam merkezinde bulunmaktadır. Bu yüzden bugün için eğitim, millet olarak en esaslı ve en önemli meselemiz olmalıdır.

Ne ekonomi ne ticaret ne turizm ne de başka bir şey, “eğitim-öğretim” kadar birincil meselemiz olmayı hak etmektedir. Medeniyetimizin derin kodlarında iç içe geçmiş bu iki sihirli kelime hep olagelmiştir. Yüzyıllardır insan, aile, toplum ve nesillerin ıslahı ancak bu iki kelimeyle, “talim-terbiye” ile mümkün olabilmiştir. Onlarsız millet, devlet ve toplum olmak, onlarsız saadete ermek ve onlarsız uluslararası arenada söz sahibi olabilmek mümkün değildir. Dün metot neyse, çıkış yolu nasılsa bugün de öyledir ve öyle olmalıdır. Yaşadığımız şu ortamda aynı yol ve yöntemlerle çıkış yolları aramak artık bizler için kaçınılmaz bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Bugün “maarif meselesi” yüzyıllardır devam eden kronik bir vaka hâline geldiyse eğitim tarzımızda, öğretim biçimimizde, çıkış yolumuzda, felsefemizde, durduğumuz yerde, zihniyetimizde ciddi bir problem var demektir. Parametreleri Batılı normlarla oluşturulmuş bir eğitim sistemi, insanı öğretebilir belki ama kadim değerler mikyasınca eğitemez, ıslah edemez, kalplere dokunamaz. İnsana dokunmayan, kalpleri fethetmeyen bir eğitim sistemi; yabancı ve yamalı düşüncelerle, palyatif tedbirlerle, kısır ve sığ politikalarla insanı terbiye edemez ancak öğütür; onu kimlik, kişilik ve düşünce krizine sokar, bunalıma sürükler, nesillere trajediler yaşatır. Hikmet ve adaleti ilmin yanına koymadan, irfan ve merhameti feraset ve basiret ab-ı hayatıyla sulayıp eğitim ve öğretime nakşetmeden millet olarak sahil-i selâmete çıkabilmemiz imkân dâhilinde görünmemektedir. Her şeyin başı olduğu gibi eğitimin başı da bittabi Allah korkusudur. Allah korkusu yoksa işler rast gitmez, hiçbir işte hayır gelmez, bereket olmaz. Fazilet, kalite, derinlik, nitelik gibi hususiyetler eğitim ve öğretimin nirengi noktasını teşkil eden ana cevher, ilk ve tek saik Allah korkusudur. Çare, eğitimin adını veya şeklini veya tabelasını İslâmileştirmek değildir, gerçek çare ve çözüm eğitimin ruhunu, özünü, mantalitesini Müslümanlaştırmaktır. Değişim sözde değil özde olmalı; sözle yahut sloganla değil, özle ve eylemle gerçekleştirilmelidir. Bunun da anahtarı Allah korkusudur.

Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır

Değerli Okuyucular,

Eğitim konulu dosyamızda, İsmail Demirbaş, Ümmet Erkan, Yılmaz Albayrak ve Mustafa Önsay, eğitime ilişkin düşünce ve eleştirilerini farklı açılardan, derinlikli ve etkileyici bir üslupla anlatıyorlar.

Eğitimci-Yazar Mustafa Uçurum, “Terbiye Ailede Başlar” yazısında çocuk eğitiminde ailenin önemine dikkat çekiyor. Sayın Uçurum; dağıtmadan, derli toplu ve etkileyici bir dille anlatıyor konuyu. Okuyucuyu hiç sıkmıyor. Tabii bunda şair ve hikâyeci kimliğinin de önemli bir rol oynadığını belirtmek gerekir.

Hayriye Bican Hanımefendi, İslâmi davette ailenin rolüne dair kaleme aldığı makalede çok önemli tespitlerde bulunuyor. Sayın Bican, makalesinde günümüz fikrî ve siyasî cereyanların sürekli gündemde tutmaya çalıştığı “kadın”, “erkek”, “kadın hakları”, “kadın-erkek eşitliği”, “cinsiyet meselesi”, “evin reisi” gibi hususlara da Kur’ân ve Sünnet merkezli bir bakış gerçekleştiriyor.

Kübra Özdemirli ile Seyit Kâmil Özdemirli'nin Av. Muharrem Balcı ile “İstanbul Sözleşmesi” üzerine yaptıkları söyleşi gerçekten çok güzel. Bu söyleşi vesilesiyle “İstanbul Sözleşmesi”nin ne gibi sakıncalar içerdiğini daha doğrusu “birtakım çevrelerin” İslâm aile modelinin temeline ne gibi dinamitler döşemeye çalıştığını öğrenmiş oluyoruz.

Mehmet Ayaydın, Keşmir makalesiyle ilk kez aramızda. Ayaydın, bugünü anlamak için geçmişi bilmek gerektiğini belirterek bizleri Keşmir'in tarihine götürüyor.

Bekir Sağlam, kelam tespihine inciler dizmeye, zarif ve incelikli kalemiyle bizleri Peygamber iklimine götürmeye devam ediyor.

D. Ali Taşçı, medyadan tanıdığımız bir kalem. Fikir, his, hayal yüklü, göndermeleri bol edebî metinler kaleme alıyor Sayın Taşçı. Sabırla, azimle ve umutla… Kendilerini aramızda görmekten mutluluk duyuyoruz.

Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, satır araları sıkı dokunmuş yazılar yazıyor. Kalemi; edebiyat, siyaset, müzik, sanat, biyografi, fikriyat… insana dokunan pek çok alanda ustaca işleyebiliyor. Hiç kuşkusuz, Türkiye'nin her karış toprağına hayran birisi Sayın Çiftçigüzeli. Bunu Kilis özelinde yahut sair konularda kaleme aldığı yazılarda görebilmek pekâlâ mümkün.

Demet Tezcan Hanım da bir öncü yazarı, dava kadınını, bir örnek davetçiyi, Şule Yüksel Şenler Hanımefendi'yi yazdı sizler için. Şule Hanım, önceki sayılarda da dergimize konu olmuş kıymetli bir büyüğümüz. Onu, yetkin bir kalemden okumak bizler için önemli bir şans ve ayrıcalık tabii ki. Kendisi, Şule Hanımefendi'yi yakından tanıyan ve hatta kitabını yazan önemli bir yazar. Bu vesileyle yazanı da yazılanı da yazdıranı da kutlamak gerek.

Mustafa Gülali de bir başka dava adamını yazdı sizler için. Kurban Bayramı'nın birinci günü Hakk'ın rahmetine kavuşan, Kur’ân ve Sünnet aşığı, dava ve davet sevdalısı, ilim ve ahlâk sahibi bir hocaydı Davut Gürgen. Vefatının üzerinden günler geçtikçe hocanın ne büyük bir değer olduğunu daha iyi anlıyor insan. Keşke bu gibi şahsiyetlerin kıymetleri hayattayken de bilinebilse!

Ahmet Güney, uzun bir aradan sonra yeniden aramızda. Doğrusu öykülerini okumayı özlemiştik Sayın Güney'in. Eksikliği her daim hissedilen biri. İyi bir kalem Güney. Hem düşünce yazılarında hem öykülerinde okuyucuyu sıkmayan rahat ve zevkli bir anlatımı var. Yazılarının, özellikle de öykülerinin bir an önce kitaplaşmasını temenni ediyoruz.

Kuruluş amacına uygun olarak eğitim ve eğitimcilere dair panel, çalıştay, seminer gibi çeşitli programlar yapan Medeniyet Vakfı, bu yıl da Konya'da öğretmenler semineri tertip ederek Türkiye'nin farklı bölgelerinde görev yapan öğretmen, ilim adamı, akademisyen ve birikimli insanları bir araya getirdi. Ahmet Ali Yüksel de bu programı yazdı sizler için.

Prof. Dr. Sami Şener Hoca, bu sayı da Batı medeniyetinin niteliğini anlatıyor. Şener Hoca, kısa ama derinlikli yazısında Batı'nın, Rönesans ve diğer fikrî cereyanların artık geçerliliğini yitirdiğinin, bunun yerine Müslüman aydınların, medeniyetlerini kendi sosyal gerçeklikleri üzerinden yeniden değerlendirmek ve sosyal gelişme çizgisini kendilerine göre yeniden belirlemek zorunda olduklarının altını çiziyor ısrarla.

Kâzım Sağlam, gündeme ilişkin kaleme aldığı “Suriyeli Muhacirler ve Mülteci Politikaları” başlıklı giriş yazısında göçmen sorununu ve siyasilerin politik tavırlarını masaya yatırıyor. Meseleyi tarafgir bir tutumla değil; adalet, hak, hukuk ve denge çerçevesinde irdeleyen Sağlam; yaşanan olayları, meydana gelen olumsuzlukları, politikaları, algıyı, toplumsal refleksi eleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda yol da gösteriyor, çözüm önerileri de sunuyor.

Bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle…

Bülteni İndirmek için tıklayınız.

 

medeniyet akademi 2019 2020 1

tefsir dersleri

medeniyet bulten logo

Yazanlarımız