EĞİTİMDE EKSEN

egitimde eksen

Eğitim; insanı akl-ı selim ve fıtrat-ı selime ters düşmeyen, temiz ve doğru bir gelişimin sürdürülmesi için ortaya koyulan çabadır, diyebiliriz. Vahiy perspektifli eğitim ile insan fıtratı birbirine paralellik gösterir. Eğitim, insandaki fıtrat-ı selimi ortaya çıkarmalıdır. İnsanı yaratılış şerefine uygun söylem ve eylemlerde bulunmaya yönlendirerek kötülüklerden ve çirkinliklerden korumak eğitimin temel hedefidir. İslâm, insanı şerefli olarak kabul eder ve bu izzetin korunması için prensipler koyar. Sınırsız özgürlük yoktur. Onurluca bir yaşam için herkesin riayet etmesi gereken prensipler vardır.

İslâmî eğitimin merkezinde insanı yaratan ve onu yeryüzünde halife kılan Allah (c.c.) vardır. Kul ancak onun koyduğu hükümler muvacehesinde temiz ve şerefli kalır. İslâmî eğitimin merkezinde insanın vahye göre terbiye edilmesi vardır. Çocuk ya da genç eğitiminden bahsedilirken kastedilen nefis eğitimidir. Buradaki amaç nefsi Allah'ın razı olacağı bir kıvama doğru taşımaktır. Müslüman fert, nefsin kendisini temel amaç saymaz. Nefsi disipline etmek için çalışır. İslâm'ın hayata koyduğu prensipler de bu amacı sağlamaya yöneliktir. 

Medeniyetimizin korunması için gelecek yeni nesilleri medeniyet havzasından gelen değerlere bağlı kalarak yetiştirmeliyiz. Değişen ve yenilenen durumları göz önünde bulundurarak, kadim değerlerimizi güncelleyerek vermek gerekir. Pergel metaforunda olduğu gibi, eğitimin bir ayağı medeniyet köklerimizde var olan İslâmî prensiplerde sebat ederken diğer ayağı dünyaya açılmak şeklinde hikmetin peşinde olmalıdır. Böylece Hakikatin izinde yürüyen her nesil, bir sonraki nesle bu birikimi taşımalı, aktarmalı.

Eğitimin en önemli amacı fazilet değerlerini yaşatmaktır. Genç nesilleri fıtrat merkezli bir hayata hazırlamaktır. Vahiy bilgisi ve İslâm ahlâkının dışında bir ahlâk ve ideolojiyle ilerlemek, gelişmek, bağımsız kalmak, liderlik etmek mümkün değil. Özümüzü bulup kendimiz kalmak için medeniyetimizin kadim kaynaklarından süzülüp gelen yerli yöntemlerle eğitimi sürdürmek gerekir.

Eğitim denildiğinde ilim ve ahlâk kelimeleri de onu takip eder. İlim ve ahlâk eğitimin vazgeçilmez tamamlayıcılarıdır. Eğitimin öncelikli hedefi ahlâktır. İslâmî eğitimde amaçlanan ilmin amele dökülerek hayata güzellikler saçan ahlâka dönüşmesidir. İslâm tasavvurunun özünde bu zenginlik vardır. Peygamber Efendimize ilk hitapta “Yaradan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 1) diye seslenilmiştir. Bu ilk hitapta daha somut başka bir emir değil de ilme dikkat çekilmiştir. Hayattaki tüm amellerin sahih ve salih olması için ilim gereklidir. Okumak, ibretle bakmak, tefekkür etmek hayatın hakikatine vakıf olmaya çalışmaktır. İmandan sonra en büyük nimet ilimdir. İmanın temelinde de ilim vardır aslında. İmanımızın gereği olan amelleri nasıl yapacağımızı ilimle öğreniriz.

İlk hitaptan sonra Peygamber Efendimize nazil olan ilk ayetlerden biri de “Muhakkak ki en güzel ahlâk üzeresin.” (Kalem, 4) bilgisidir. Bu da göstermektedir ki ilim ve ahlâk, İslâmî eğitimde çok önemli bir yerdedir. İlim ve ahlâk, kâmil insan modelini inşa etmekte çok etkilidir. İslâm tasavvuru ilim ve ahlâk olmadan eksik kalır. İlim ve ahlâk insicamını sağlamadıkça Müslüman yeryüzünde olumlu bir varlık gösteremez. İlim, iman ve ahlâk kontrolünde olduğunda insanlığa fayda sağlar. İzzetli, etkili, başarılı bir nesil yetiştirmek için ilim ve ahlâk dengesi üzere sürdürülen bir eğitim modeli ortaya koymalıyız.

Tarihin her döneminde eğitim meselesi insanlık için önemli ve öncelikli bir konu olmuştur. İnsanı direkt etkileyen bu olgu, toplum düzenini olumlu ya da olumsuz yönde etkiler. Sosyalleşme eğitimden bağımsız düşünülemez. Tüm boyutlarıyla sosyalleşmeyi ve toplumsallaşmayı temelden etkileyen eğitim konusunda çeşitli eksik ve aksaklıkların olması kaçınılmazdır hiç şüphesiz. Bugün de eğitim, sorunları çok olan bir alandır. Bu sorunları tespit edip doğru çözüm yolları geliştirmek tüm eğitimcilerin görevidir. İnsanlığın geleceği için bu alanda çalışmaları kuvvetlendirmek gerek. Dünyadaki genel gidişatı eğitimden ayrı düşünemeyiz. Dünya üzerinde egemen olan sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik eğilimler eğitimi doğrudan etkiler. Bu kapsamda birkaç noktaya dikkat çekmek gerekir.

Çocuğun eğitiminden öncelikle sorumlu olan ailedir. Bu noktada ebeveyn vazifesini ikinci şahıs ve kurumlara yükleyerek sorumluluktan kurtulamaz. Kurum ve kuruluşların eğitimdeki yeri yadsınamaz tabii ki. Fakat çocuğun kişiliğinin oluşması ve güçlenmesi için en önemli unsur ailedir. Aileler çocuk yetiştirme görevinde talim, terbiye ve tedip etmek bağlamında çocuk üzerinde müessir olmalıdır. Faziletli ve ahlâklı gençlerin yetiştirilmesinde aile faktörü asla azımsanmayacak derecededir. Ebeveyn, çocuğun yetişmesinde hak ve yetki sahibidir. Ama bugün, ebeveynin çocuk eğitimindeki etkisi ve tesiri ne kadar, diye düşünmek lâzım. Çocuklarımız gerçekten bizim mi ya da ne kadar bizim? Batılın egemen olduğu, beşerî ideoloji ve felsefelerin belirleyici olduğu bir ortamda, internet ve sosyal medyanın ve bilumum kitle iletişim araçlarının bombardımanı altında, çocuklarımız ne kadar bizim kalıyor?

Eğitimde amaç çocuklara sadece bilgi yüklemek değildir. İstendiğinde kitap yüklü ansiklopedik insanların yetiştirilmesi zor olmaz. Akademik başarı çok önemli elbette. Ama eğitim ve öğretimde asıl olan, önemli olan öğrenmek, kavramak, anlamak ve bilgiyi kullanabilmektir. Bilgiyi hayata yansıtan, taşıyan, yaşayan, yaşatan insan kendine güvenir, üretken olur ve başarılı olur.

Bilgiyi teori seviyesinde bırakmayıp pratiğe dökmek gerekir. Ancak bu durumda insan sosyal hayatta kendisini doğru olarak ifade eder. Düşünce ve projelerini en güzel biçimde ortaya koyar. Zihin ile yaşam arasında kuvvetli bir irtibat vardır. İnandığı gibi yaşamak insana fazilet katar. İnancın pratik olarak hayata taşınması, yaşama dönüşmesi, bu yaşama mesnet olan bilginin de canlı ve fonksiyonel kalmasını sağlar.

Laik eğitim sistemlerinin geçerli olduğu toplumlarda, seküler yaşam tarzlarının gelişimi amaçlanır. Seküler yaşamda, yalnızca dünya için yaşamak fikri çok kuvvetlidir. Körpe dimağlar için “besmelesiz” bir eğitim öngörülür. Böylece ahiret kaygısı olmayan, şehvet ve zevk, haz ve hız peşinde koşan bir nesil hedeflenir. Laik eğitim, insandaki kişilik bütünlüğünü bozarak, duyguları parçalayarak, dini ve değerlerini ki bu fıtrat-ı selimdir, hayatın görünür tarafından koparıp vicdanlara hapsetmek için çalışır. Zihinlere ikilem ve çelişki tohumları serper. Şizofren bakışlı bir prototip ortaya koyar. Camide Müslüman, çarşıda kapitalist, okulda laik olur insan. Genç, evde ve okulda farklı yaşam tarzlarına şahit olur. Ailenin yardımıyla çocuk/genç, bu yanlışı anlamaya çalışsa da seçkin gösterilen ve iltifat gören tarzı tercih eder. Cazip ve kolay olana yönelir ne yazık ki. 

Kitle iletişim araçları büyük ölçüde insanı baskı altına alıyor. Kültür emperyalizmi göz göre göre bizi işgal ediyor. Bunun sonucu olarak zamanının çoğunu televizyon ve internet karşısında geçiren bir gençlik ortaya çıkıyor. Aile içi iletişim azalıyor. Böylece çocuk kültüre, televizyon ve internet üzerinden ulaşıyor. Çünkü televizyon, bilgisayar, internet ve akıllı telefonlar konuşma ve sohbet ortamını öldürüyor. Gittikçe paylaşımı azalan bir aile profili ortaya çıkıyor. Aile ve çocuk iletişimi çok düşük seviyelere iniyor. Bu durumda çocukların değer yargılarını kitle iletişim araçları belirliyor. Daha faydalı uğraşlarla geçirebilecekleri zamanı televizyon ve internet başında ziyan ediyorlar.

Günümüz eğitim anlayışının yanlışlarından birisi de otorite kaybının olmasıdır. Sevgisiz bir eğitim olmayacağı gibi disiplinsiz bir eğitim de sonuç vermez.

Son yıllarda disiplin uygulama prensipleri çok değişti. Otoriteye dayalı eğitim, yerini çocuk merkezli eğitime bırakıyor. Buna rağmen çocuklarımızın memnuniyetsizlikleri her geçen gün artıyor. Sunulan imkânlarla yetinmeyip hep daha fazlası talep ediliyor. “Otorite” zulmetmek, despotluk değildir, olmamalıdır. Hürmet ve merhamet dengesinin esas alındığı bir program çerçevesinde doğru ve adaletli bir disiplin anlayışına ihtiyaç var.

Laik eğitim çağdaşlık adına, dini sosyal hayatta referans olmaktan çıkarttı. Küreselleşmenin sosyal hayata getirdiği “yenilikler” toplumu derinden yaralıyor. Değerler çürüyor, ahlâki yozlaşma artıyor. Medya bu yozlaşmayı tüm birimleriyle körüklüyor. Gençlik magazin ve pop kültürüne mahkûm olmuş, topçu ya da popçu olmanın hayallerini kuruyor. Zevk ve eğlencenin peşinden koşuyor. Tahammül göstermeyen, sabretmeyen, tefekkür etmeyen, tevekkül etmeyen bir insan tipi inşa ediyoruz maalesef. Pozitivist ve kapitalist eğitim kalıpları da topluma ancak egoizm ve hedonizm armağan eder.

Bugün toplum olarak Batı'nın ve batılın ifsat ettiği bir dönemde “bilgi‑iletişim” olarak adlandırılan postmodern çağda nefes alıp veriyoruz. Bilgiye ulaşımın çok kolay olduğu bu dönemde dezenformasyon ve cehalet tavan yapmış durumda. Enformatik cehalet, siyasetiyle basınıyla ve bilumum araç ve gereçleriyle insanlığı yanlışa doğru sürüklüyor. Bunun farkında olarak doğru ve yerinde fıtri tepkilerle, bu yanlışlıkla mücadele etmek eğitim açısından çok önemlidir.

Tüm bu durumlar eğitim felsefemizi çıkmaza sokuyor. Talim ve terbiyede engellerle karşılaşıyoruz, hedeflerimize vasıl olmakta zorluklar yaşıyoruz. Çocuklarımıza ulaşamıyoruz, onlarla aynı düzlemde buluşamıyoruz. Gençlerle aramızda irtibat yok denecek kadar az, onlara yaklaşamıyoruz. İlköğretimde, ortaöğretimde, üniversitede bu büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Gençlik İslâmî birikimden ve Müslümanca yaşama kültüründen kopuyor. Ümmetin bilgi ve birikimiyle arasına mesafe koyan bir gençlik anlayışı ortaya çıkıyor. Böylece genç, ait olduğu medeniyet havzasından uzaklaşarak Batılı paradigma ve ideolojilere doğru sürükleniyor.

Batılın çalışmaları, Batı'nın propagandalarına karşı yılmadan, durmadan sürekli öğrenmek ve öğretmek durumdayız. Çocuklarımızı fıtrat dairesinde yaşatarak en iyi şekilde yetişmelerini sağlamalıyız. Bunun için insanı ve fıtratı çok iyi tanımak gerekli. Fıtrat nerede başlar, alanı nedir, bu kapsamı çok iyi tahlil etmek gerek. Allah'a kulluk fıtrattır. Namaz kılmak kulluktur, müminliktir. Fıtrat orada başlar, Allah'a yönelip secde etmek insanı yüceltir. Namazı tüm muhtevasıyla hayata taşımak talim ve terbiyenin en kuvvetli sütunudur. İslâm merkezli, kıble hedefli, besmeleli bir eğitim modeli geliştirdiğimizde fikrinde ve hissinde, ruhunda ve vicdanında fıtrat ölçüsünü yakalayan bir gençlik yetiştiririz Allah'ın izniyle.

Eğitim, bebeklikten itibaren hayatın her dönemini ve her anını kapsar. Böyle olunca eğitim küçük büyük demeden, kadın erkek herkesi ilgilendirir. Kişi ya ebeveyn ya da öğretmen olarak eğitimdeki yerini alır. Fıtrat eğitimine/nefis eğitimine katkı sağlayacak tüm eğitim gönüllüleri, bilgili, iradeli, girişimci aktif bir nesil ortaya çıkarmak için el ele vermelidir. Terbiyeli, edepli, erdemli ve ferasetli bir gençlik yetiştirmek istikbalde güçlü olmak demektir. Dininin ve dilinin, zihninin ve kalbinin, davasının sahibi bir gençlik, işte onlar istikbali “medeniyet” şiarıyla inşa etmek için çok kıymetli adaylardır

Hayriye Bican

tefsir dersleri

medeniyet bulten logo

Yazanlarımız